DoĞru Olmak 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 6 kişi
  1. 1
    İnşirah Devamlı Üye
    İnşirah
    Devamlı Üye

    Üye No: 86
    Mesaj Sayısı: 1,444
    Tecrübe Puanı: 21

    DoĞru Olmak


    Allah'a inanan, sonra da bu inanca uygun olarak dosdoğru yaşayan, söz ve hareketlerinde dürüst davranan, hilekârlığa sapmayan insanlar her zaman mutlu ve huzurlu olmaya hak kazanırlar. Kur'an'ın ifadesiyle bu özelliklere sahip olanlar için endişe/korku ve hüzün söz konusu değildir. Böylesi insanlar, gösterdikleri üstün başarının ödülü olarak cennette temelli kalacaklarını yüce Rabbimiz ilahi mesajıyla bizlere bildirmektedir. Aslında bu durum, bir bakıma devamlı mutluluk garantisidir. Hutbemizin başında okuduğumuz ayeti kerime'de mealen şöyle buyurulmaktadır:
    “Rabbimiz Allah'tır diyenler sonra da dosdoğru olanlar için ne korku vardır ne de hüzün. Onlar cennetliktir. İşlediklerinin karşılığı olarak temelli cennette kalacak-lardır." (46 Ahkâf sûresi, 13-14)
    Süfyan İbni Abdullah adında bir sahabi bir defasında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e gelir ve O'ndan İslâmiyetin özlü, açık ve kapsamlı bir şekilde tarifini ister ve şöyle der:
    “-Ya Rasûlallah! Bana İslâm'ı öylesine tanıt ki, onu bir daha senden başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim.” (Müslim, İman 62; Tirmizi, Zühd 61
    Kâinatın Efendisi, Peygamberlik birikimi ve az sözle engin manalar dile getirme özelliğiyle bu zorlu isteği, "Allah'a inandım de, sonra da dosdoğru ol!" diye iki cümlecikle cevaplar. Peygamberimizin bu nefis ve veciz cevabı ile, az önce meâllerini verdiğimiz iki âyetteki "Rabbimiz Allah'tır deyip sonra da dosdoğru yaşa-yanlar..." ifadeleri arasındaki uyum pek açıktır. Yani Efendimizin cevabı, bu âyetlerden alınmıştır.
    Allah'a inanmak ve doğruluk üzerinde bulun-mak, İslâm'ı tanımada son derece iki temel unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Her şeyden önce doğruluk, samimi bir Allah inancına dayan-malıdır. Hayata istikamet veren Allah'a olan samimi inançtır. Zira gerek âyetlerde gerekse bu hadiste "Rabbim Allah" dedikten sonra "doğru olmak"tan bahsedilmektedir.
    İstikamet üzere yaşamak, çok dikkat ve gayret ister. Yine de tam olarak başarılamayabilir. Nite-kim Fussilet sûresinin 6'ncı âyetinde "...Hepiniz Allah'a giden doğru yolu tutun, O'ndan bağışlanmak dileyin..." buyurulmuştur.
    Buradaki mağfiret isteme tavsiyesi, istika-metteki kusurlarla ilgilidir. Hz. Peygamber de bir hadisinde:
    "Tam manasıyla başaramazsınız ya, siz yine de dosdoğru olun!" buyurmak suretiyle doğruluğun ne kadar zor olduğunu dile getirmiş, buna rağmen dürüstlükten asla vazgeçilmemesi gerektiğini de bildirmiştir.
    Doğrulukta kalbin ve dilin dürüstlüğü pek bü-yük önem arz etmektedir. Kalp, beden ülkesin-deki tüm organların reisidir. Tek Allah'a iman edip dürüstlüğü benimseyen bir kalp, diğer organları da hiç şüphesiz etkiler. Dil, kalbin tercümanıdır. Onun doğruluğu ve eğriliği de diğer organların tavırlarına tesir eder. Bir hadiste Efendimiz şöyle buyurmuştur:
    "Kalbi dürüst olmadıkça kulun imanı doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz."
    O halde özüyle sözüyle dosdoğru olmak ge-rekmektedir. Peygamberimizin "Allah'a inandım de, sonra da dosdoğru ol!" tavsiyesinin esas ma-nası budur. İslâm da en öz ifade ile bundan iba-rettir.

    Günümüzde insanların gözü hep dışarıda gibidir, en az gördükleri, en az tanıdıkları kendileri.
    Acaba insan, niçin dış dünyayı tanımaya gösterdiği gayretin onda birini olsun kendini, kendi iç dünyasını tanımak için harcamaz? Kainatın sırlarını çözme uğrunda sarfettiği çabanın az bir kısmını olsun kendini, kendi özelliklerini tanımaya yönel-seydi daha iyi etmez miydi? Herşeyin nedenini, niçinini, nasılını öğrenmeye kalktığımız kadar, zayıf ve kuvvetli yönlerimizi, duygularımızı ve bunların na-sıl kullanılacağını bilseydik zarar mı ederdik?
    Herşeyin en iyi, en güzel ve en mükemmelini arzuladığımız halde, kendimizi de mükemmelleş-tirme, geliştirme, yetiştirme yolunda didinseydik az mı kazançlı olurduk?
    Bundan olsa gerektir ki, “Kendi nefsini tanıyan, Rabbini tanır” (1) hikmetli sözü, beşer aklının ifade ettiği en doğru ifadelerden biri olarak kabul edilmiştir. Bir düşünür bunu şöyle ifade ediyor:
    “Gerek Ulül-azim Peygamberler vasıtasıyla in-sanlara gönderilen, gerek dünyanın büyük filozofları vasıtasıyla dile getirilen ve her devirde değerini koruyan, belki de değeri zaman içerisinde daha da bilinmiş, cihanın hakimane kaidelerinin en eskisi “Ey insan kendini bil” cümlesidir. Gerçekten insanın tanınması, insanın kendini tanıması çok önemlidir. Zira, “kendini tanıyan Rabbini de tanır”
    Kendini bilmeyen insanın varlığı ile yokluğu arasında bir fark yoktur. Zira kendini bilmez insanlar, insanlar için problem olmuşlardır.
    Kendini bilmeyen insan en büyük cahildir. Cahillik ise en büyük tehlikedir. Onun için Yüce Rabbimiz:
    “Cahillerden uzak dur” (7 Araf, 199) emrini vermiştir. Caddede yürürken birisine, herhangi birisini değil de “Kendinizi tanıyor musunuz?” diye sorsak, bize şaşkın şaşkın bakar ve “Ne demek istiyorsun, insan hiç kendini tanımaz mı?” diye karşılık verir. Halbuki, aynı kişiye “Niçin yaşıyorsun? Hayatın gayesi ne?” diye sorarsak verecek cevap bulamaz, bocalamaya başlar.
    Onun bocalaması kendisini tanımamasındandır. Çünkü kendini tanımak, sadece adını-soyadını bil-mek demek değildir. Veya herhangi bir kimseye “Kendinde misin?” diye sorsak, kızar, tersler “Nasıl görünüyorum?” diye durumunu anlatmaya çalışır.
    Kendini bilmek, kendini tanımak, kendinde ol-mak demek; niçin yaratıldığını bilmek, yaratılış gaye-sine uygun yaşamak, inancının adamı olmak de-mektir. Yaratılış gayesini bilmeyen, yaratılış gayesine uygun yaşamayan kimse kendini bilmiyor, kendini tanımıyor ve kendinde de değildir. Çünkü insanlar sadece alkollü içkilerle sarhoş olmazlar. Dünyalık sarhoşu, makam sarhoşu olanlar da vardır. Böyleleri gafil ve cahildir.
    Çünkü aklı başında insan kim olduğunu, nereden gelip nereye gideceğini niçin geldiğini bilir.
    Biz bu dünyaya kendi isteğimizle gelmediğimize ve yine kendi isteğimizle gidemeyeceğimize göre bizi buraya getirenin kim olduğunu, niçin getirdiğini ve nereden ge-tirip nereye götüreceğini öğrenmemiz ve hazır olmamız gerekmez mi?
    Öyleyse çözüm nedir, ne yapalım?
    Çözümü Hz.Mevlana ne güzel gösteriyor:
    “Taâlluk edecek, tahalluk edecek, tahakkuk edecek.” Yani bilinçli olarak İslam'a bağlanacak, Allah ve Rasülünün ahlakı ile ahlaklanacak ve nihayet insan-ı kâmil olacaktır. Kısaca: Bilecek, bulacak, olacaktır.
    İnsan her şeyden önce yaratıcısını tanımak , iman etmekle mükelleftir. İmanı elde etmek kadar, onu koru-mak, inkişaf ettirmek, kuvvetlendirmek de önem taşır. İmanı kuvvetlendirmek ise onu taklitten tahkike ulaştırmakla mümkündür. Bunun için marifetullah ge-reklidir.
    Allah'ın yarattığı bu varlık dünyasını, Allah'ın kitabını inceleyen insan, Allah'ı tanıdığı ölçüde sevecek ve sevdiği ölçüde de ruhi lezzetlere, sevinçlere, huzura kavuşacaktır. Bunun formülü: İman+Marifet+Muhabbet=Lezzet. Yani hayattan tat alma, mutlu olmadır.
    Yüce Rabbimiz razı olduğu kullarını şöyle tanıtır:
    İman edenlere gelince, onlar en çok Allah'ı severler” (2 Bakara, 165). “Allah onları, onlar da Allah'ı severler” (5 Maide, 54).
    Demek ki, hayatımızda boşluk olmamalı, boşluk kal-mamalı, İslam'ı yaşayarak hayatımızın her anını doldurmalı ve kendimize gelmeli, kendimizde olmalıyız. İşimizi Allah ile görmeliyiz. Zira Peygamberimizin ifade-siyle: “Cennet ehli, Allah'ı zikretmeden geçirdikleri bir anın dışında hiçbir şeye üzülmeyeceklerdir.” (2) İşimizi Allah ile görelim, kendimizde olalım, kendimizde kalalım, kendimizi tanıyalım ki, Rabbimizi de tanımış olalım.

    1- Acluni, Keşful-Hafa, men arafe md.
    2- Münaci, Feyzul-kadir, 5/390

    İlgili Yazılar

  2. 2
    mumsema Admin
    mumsema
    Admin

    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 6,242
    Tecrübe Puanı: 94
    Yer: Türkiye

    --->: DoĞru Olmak


    Doğru söylediği için zincire vurulmak, yalan söyleyerek zincirden kurtulmaktan iyidir. (Sâdî)


  3. 3
    dolunay2910 Üye
    dolunay2910
    Üye

    Üye No: 58663
    Mesaj Sayısı: 4
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: DoĞru Olmak


    Çok güzel bi konu.Allah (cc) sizden razı olsun efendim.

    Dokuz köyden kovulsan dahi onuncu köyü unutma..



  4. Reklam

+ Yorum Gönder