İman esasları ve imanın kabul olma şartları 5 üzerinden 4.78 | Toplam : 9 kişi
  1. 1
    sebati Üye
    sebati
    Üye

    Üye No: 102969
    Mesaj Sayısı: 7
    Tecrübe Puanı: 1

    İman esasları ve imanın kabul olma şartları


    İMAN ESASLARI VE İMANIN KABUL OLMA ŞARTLARI

    Kendisine sayısız nimetler verilen (İbrahim, 14/34) yerde ve gökte ne varsa hepsi hizmetine sunulan (Lokman, 31/20) insan, Allah’a ibadet için yaratılmıştır.

    وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ “Ben, insanları ve cinleri ancak bana ibadet
    etsinler diye yarattım” (Zâriyat, 51/56) anlamındaki ayet bu gerçeği ifade etmekte¬dir. İnsanın, yaratılış gayesi olan “ibadet” görevini ifâ edebilmesi için her şey¬den önce iman etmesi gerekir. Allah, insanı dünya hayatında imtihana tâbi tut¬tuğu için (Mülk, 67/2) iman edip etmemeyi insanın iradesine bırakmıştır:

    وَقُلِ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْ فَمَنْ شَٓاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَٓاءَ فَلْيَكْفُرْۙ “(Ey Peygamberim!) De ki: Hak
    (Kur’an) Rabb’inizden (gelmiş)tir. Artık dileyen iman etsin, dileyen de inkâr etsin” (Kehf, 18/29) anlamındaki ayette olduğu gibi birçok ayette yüce Allah insa¬na inanma özgürlüğü vermiştir. Allah, iman veya inkâr etme konusunda insan¬ları serbest bırakmakla birlikte onlara ısrarla iman etmelerini emretmiştir:

    يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اٰمِنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّذ۪ي نَزَّلَ عَلٰى رَسُولِه۪ وَالْكِتَابِ الَّذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنْ قَبْلُۜ
    “Ey mü ’minler! Allah ’a, elçisine ve elçisine indirdiği kitaba (Kıır’an ’a) ve daha önce indirdiği kitap(lar)a iman edin...” (Nisâ, 4/136) Yüce Allah, “iman edin” emri ile yetinmemiş, pek çok ayet-i kerîmede iman edenlere mükâfat (cennet ve nimetleri), inkâr edenlere ise ceza (cehennem ve azabı) olduğunu bildirerek iman etmeye teşvik etmiş, inkâr etmekten sakındırmıştır.
    Mü’minleri imana sevk eden ve onlara imanı sevdiren yüce Allah’tır. (Hucûrat, 49/17) Allah’ın izni olmadan kimse iman edemez. Ancak akıllarını kul¬lanmayanlar iman etmezler, azabı ve rezilliği onlar hak ederler. Kullarının imanına muhtaç olmamakla birlikte yüce Allah, onların küfre düşmelerine razı olmaz, aksine iman edip şükretmelerinden hoşnut olur. (Zümer, 39/7)
    “İman ” sözlükte; tasdik etmek, bir şeyin doğru olduğunu söylemek ve onu doğru olarak kabul etmek, güvenmek, inanmak, boyun eğmek ve güven ver¬mek anlamlarına gelir (İbn Fâris, Ahmed, Mu’cemü Mekâyîsi’l-Lüga, I, 153. Kahire, 1948. Rağıb el-îsfehânî, el-Müfredât fi Garîbi'l- Kur’an,25-26) Din ıstılahında ise Allah’a ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Allah tarafından haber verdiği kesin olarak belli olan şeylerin doğru olduğuna tereddütsüz inanmak, bunların hak ve doğru olduğunu içinden şeksiz ve şüphesiz tasdik ve itiraf etmek anlamında (Nureddîn es-Sâbûnî, el-Bidâve fi Usûli’d-Din, s. 87. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1979. Ahmed Haindi Akseki, İslâm Diııi İtikat, İbadet ve Ahlâk, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınlan, 16. baskı, Güzel Sanatlar Matbaası, Ankara 1960. olup “küfür' kelimesinin zıddıdır.)
    İman, “icmâlî iman” ve “tafsîlî iman’' olmak üzere iki kısma ayrılır.
    “İcmâlî iman”, iman edilecek şeylere kısa ve topluca iman etmektir, de¬mektir ki bu, kelime-i tevhîd ile ifade edilir:

    مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ“Allah’tan başka tanrı yoktur. Mııhammed, Allah ’ın elçisidir. ” Kelime-i tevhîd’in, لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ kısmı Muhammed sûresinin 19.ayetinde, مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ kısmı Fetih sûresinin 29.ayetinde geçmektedir. Allah’ı ve Hz. Muhammed (s.a.s.)’in peygamberliğini kabul eden, onların haber verdiklerini de kabul eder.
    “Lâ ilâhe illallah” cümlesinde iki unsur vardır. Birisi olumsuzluk ifade eder. Bu, cümlenin (lâ ilâhe) “ilâh yoktur” kısmıdır. Allah’tan başka bütün ilâhları ve ma’budları reddetmek demektir. Diğer kısmı ise olumluluk ifade eder. Bu, cümlenin (illallah) “ancak Allah vardır” kısmıdır. Bu kısım, sadece Allah’ın varlığını, birliğini, tek ma’bûd oluşunu ikrar etmeyi ifade eder.
    “Tafsîlî iman”, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme, sevap ve ikaba, kaza ve kadere; Kitap ve Sünnet ile Hz. Muhammed’in Allah tarafından tebliğ ettiği ve tevatür yoluyla sabit olan kesin haber ve hükümlerinin her birerlerine ayrı ayrı Allah ve Peygamberinin istediği şekilde iman etmek demektir.
    İman Esasları
    Ayet ve hadislerde iman esasları bildirilmektedir. Hz. Ömer (r.a.) anlatıyor: “Bir gün Hz. Peygamberin yanında idik. Yanımıza beyaz elbiseli, siyah saçlı bir adam geldi. Üzerinde yolculuk alâmeti yoktu, kendisini kimse tanımıyordu. Peygamberin dizinin dibine diz çöküp oturdu, dizlerini onun dizlerine dayadı ve ellerini Peygamberin dizlerinin üstüne koydu:
    “Ey Muhammed! İslâm nedir? Bana bildir, dedi.”
    Hz. Peygamber (s.a.s.);

    “İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna tanıklık etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirebilirsen Kâbe ’yi ziyaret etmen (Hacc yap¬man)dır” diye cevap verdi. O adam, “doğru söyledin” dedi. Onun hem sorup hem de verilen cevabı doğrulaması tuhafımıza gitti. Adam, Hz. Peygam¬ber (s.a.s.)’e tekrar;“Şimdi de bana imanı anlat” dedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) de;

    “îman, Allah ’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe iman etmendir, yine kadere, hayrına ve şerrine iman etmendir” diye cevap
    verdi. Adam tekrar; “doğru söyledin ” dedi ve “Peki ihsân nedir, onu da anlat” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.);

    “İhsân, Allah ’a O ’nu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu gör¬müyorsan da O seni mutlaka görüyor” diye cevap verdi. O adam, “doğru söyledin ” dedi.
    Hz. Ömer, bu adamın Peygamberimize kıyametin ne zaman kopacağını sorduğunu, Peygamberimizin kendisine cevap vermesinden sonra sessizce çe¬kip ettiğini, Hz. Peygamberin kendisine bu sorulan soran kişinin kim olduğunu bilip bilmediğini sorduğunu, kendisinin de bilmediğini söylediğini, bunun üze¬rine Peygamberimizin “O, Cebrail idi, size dininizi öğretmek için geldi” dedi¬ğini anlatmıştır (Müslim, İman, 1, 5,1, 37, 40; bk. Buhârî, İman, 37,1, 18; Ebû Davud, Sünnet, 17, V, 72; İbn Mâce, Mukaddime, 9. , 24.)
    Peygamber Efendimiz bu hadiste iman esaslarını altı olarak saymıştır. Bun¬lar; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe ve kade¬re iman etmektir. Bu hadiste sayılan iman esasları Kur’an-ı Kerim'de muhtelif ayetlerde geçmektedir. Meselâ Bakara sûresinin 177 ve 284 ile Nisâ sûresinin 136. ayetlerinde “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe” iman geçmektedir. Kur’an’da “kadere iman edin” şeklinde bir ayet yok ise de birçok ayet, “kadere imanı” ifade etmektedir. Kur’an’a iman kadere de iman etmeyi gerektirmektedir. Çünkü Kur’an’a iman eden, onda bildirilen esaslara da iman eder.
    Allah’a İman
    Allah ’a iman; Allah’ın varlığına, birliğine, yaratan, yaşatan, rızık veren ve besleyip büyütenin yalnız Allah olduğuna, O’ndan başka ibadete lâyık ilâh ve mabut bulunmadığına, bütün kemâl sıfatlarla muttasıf ve noksan sıfatlardan münezzeh bulunduğuna iman etmeyi gerektirir. Allah’a iman edebilmek için Allah’ı tanımamız gerekir. Biz, Allah’ı isim ve sıfatlarıyla tanıyabiliriz. Al¬lah’ın beş çeşit sıfatı vardır:
    a)Zâti sıfatları', vücut (vardır), kıdem (varlığının evveli yoktur), beka (varlığının sonu yoktur), vahdaniyet (tektir, eşi ve benzeri yoktur), muhalefettin li’l-havâdis (yaratıklarından hiçbirine benzemez), kıyam binefsihî (varlığı kendindendir, yaratılmış değildir).
    b)Sübııtî sıfatları; hayat (diridir, yaşamaktadır), ilim (her şeyi bilir), se¬mi’ (her konuşulanı işitir, gizli âşikâr bütün sesleri ve duaları duyar), basar (küçük büyük her şeyi görür), irade (dilediği olur, dilemediği olmaz), kudret (her şeye gücü yeter), kelâm (peygamberlerle vahiy yoluyla konuşmuştur), tekvin (yaratıcıdır, her şeyi O yaratmıştır).
    c)Selbî sıfatları; Allah hakkında düşünülmesi mümkün olmayan sıfatlar¬dır. Meselâ;
    وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ
    “Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir,her şey O’na muhtaçtır. O’ndan çocuk olmamıştır (kimsenin babası değildir). Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir). Hiçbir şey
    O’na denk ve benzer değildir. ”(İhlâs, 112/2-4) لَا شَر۪يكَ لَهُۚ “O ’nun hiçbir ortağı yoktur ’’ (En’âm. 6/163), وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَر۪يكٌ فِي الْمُلْكِ “O’nun mülkte hiçbir ortağı yoktur.(İsr,17/111) لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۜ “O ’nıı ne uyuklama tutabilir, ne de uyku. ” (Bakara, 2/255),“O,(yaratık ları) besleyendir ve (kendisi) beslenmeye ihtiyacı olmayandır. ” (En’âm, 6/14) “Allah, kullarına asla zulmedici değildir ” (Âl-i imrân. 3/182) anlamındaki ayetlerde geçen sıfatlar selbî sıfatlardır.
    d)haberi sıfatları, Ayet ve hadislerde bildirilen ancak mahiyetini insanla¬rın tam kavrayamadığı sıfatlardır. Allah’ın yüzü, gözü, eli, gelmesi, dünya se¬masına inmesi, arşı istiva etmesi gibi nitelikler bu tür sıfatlardır.
    e)Fiilî sıfatlar, Rızık vermesi, canlıların hayatlarına son vermesi gibi sıfat¬lar bu tür sıfatlardır. Kelâm âlimleri Allah’ın fiilî sıfatlarını “tekvin” sıfatı ile ifade etmişlerdir.

    Meleklere İman
    Meleklere iman, ayet ve hadislerle sabittir. Melekler şu özelliklere sahip varlıklardır:
    a)Nurdan yaratılmış, latif ve ruhanî varlıklardır. Onlarda; yemek, içmek, erkeklik, dişilik, evlenmek, uyumak, gençlik ve ihtiyarlık gibi insanlara ait özelliklerden hiçbiri yoktur (Enbiya, 21/19-20).
    b)Allah’a isyân etmezler. Hangi iş için yaratılmış iseler o işi yaparlar. Da¬imî olarak Allah’a ibadet ve itaat ederler (Nahi, 16/50).



    اِنَّ الَّذ۪ينَ عِنْدَ رَبِّكَ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِه۪ وَيُسَبِّحُونَهُ وَلَهُ يَسْجُدُونَ
    “Kuşkusuz Rabbin katindakiler O ’na kulluk etmekten asla kibirlenmezler.O’nu teşbih eder ve yalnız O ’na secde ederler ” (A’râf, 7/206).
    c)Melekler bir anda Allah’ın emrettiği bir mekândan diğer bir mekâna in¬tikal edecek, hatta yerleri ve gökleri dolaşacak bir kabiliyette yaratılmışlardır. Onların kanatları vardır (Fâtır, 35/1) Melekler çok az bir zamanda çok uzak yerlere gidebilirler (Meâric, 70/4).
    d)Allah’ın emirleriyle farklı şekillere girebilirler.
    e)Gözle görülmezler. Gözle görülmeyişleri onların yok olduklarından de¬ğil, gözlerimizin o kabiliyette yaratılmamış olmasındandır.
    Melekler görevleri yönünden birkaç gruba ayrılırlar. Melekler yerde, arşta veya semada bulunurlar. Yerde bulunanlara arzî, gökte bulunanlara semavî, arşta bulunanlara ise arşî denir. Melekler yüklendikleri görevler itibariyle farklı isimlerle anılmışlardır. Bunlardan dördü, büyük melek olarak bilinmektedir: Cebrâîl, Mikâîl, İsrafil ve Azrail. Bilinen diğer melekler de şunlardır:
    Münker-Nekir, Kirâmen Kâtibin (Hafaza), Hamele-i Arş, Hâzin, Zebânî, Mâlik,Rıdvân.

    Kitaplara İman
    Allah, ilk insan Âdem (a.s.)’den itibaren her topluma bir peygamber gön¬dermiş ve onlara kitaplar vermiştir.
    لَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَاَنْزَلْنَا مَعَهُمُ “Andolsun, biz elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve onlarla beraber kitap indirdik... ” (Hadîd, 57/25) anlamındaki ayet bu gerçeği ifade etmektedir. Ayet ve hadislerde kitap verildiği bildirilen peygamberler şunlardır:
    Âdem (a.s.)’a 10 sayfa, Şît, (a.s.)’a 50 sayfa, İdris (a.s.)’a 30 sayfa, İbrahim (a.s.)’a 10 sayfa, Musa (a.s.)’a Tevrat, Davud (a.s.)’a Zebur, İsa (a.s.)’a İncil, Hz. Muhammed (s.a.s.)’e Kur’an verilmiştir.Kur’an’ın dışındaki diğer kitapların asılları korunamamıştır. Kur’an, Al¬lah’tan geldiği gibi aynen korunmuştur. Kur’an’ın korunmasını bizzat Allah kendi uhdesine almıştır.
    اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ “Şüphesiz ki Zikr’i (Kur’an ’ı) biz indirdik. Onun
    koruyucusu da elbette biziz” (Hicr, 15/9) anlamındaki ayet bu gerçeği ifade et¬mektedir.

    Peygamberlere İman
    Yüce Allah, Âdem (a.s.)’den Hz. Muhammed (s.a.s.)’e kadar her topluma bir peygamber göndermiştir.
    وَاِنْ مِنْ اُمَّةٍ اِلَّا خَلَا ف۪يهَا نَذ۪يرٌ Hiçbir ümmet/toplum yokturki aralarında bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın” (Fâtır, 35/24) anlamındaki ayet bu gerçeği ifade etmektedir. Peygamberlerin görevleri Allah’ın emir ve yasaklarını, helâl ve haramlarını, hüküm ve tavsiyelerini insanlara ulaştırmak (tebliğ), din kurallarını sözlü ve uygulamalı olarak insanlara öğretmek ve onlara örnek olmaktır. Peygamber; özü, sözü ve davranışları dosdoğru (sâdık), güvenilir (emin), akıllı ve günahsız insanlardır. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed (s.a.s.)’e kadar insanlara gönderilen peygamber sayısında ihtilaf olmakla beraber bazı kaynaklarda 224 bin olduğu bildirilmiştir. Bunlardan 25 tanesinin ismi Kur’an’da geçmektedir. Bunlar; Âdem, İdris, Nûh, Hûd, Sâlih, Lût, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyyub, Şuayb, Musa, Harun, Davut, Süleyman, İlyas, El-Yesa’, Zülkifl, Yunus, Zekeriya, Yahya, İsa ve Hz. Muhammed’dir. Ayrıca Kur’an’da haklarında bilgi verilen Üzeyr, Lokman ve Zülkameyn adlarında üç kişinin peygamber mi veli mi olduğu konusunda ihtilaf edilmiştir.
    Ahiret Gününe iman
    İman esaslarının en önemli esaslarından biri ahirete imandır. Pek çok ayet ve hadiste ahirete iman detaylı olarak anlatılmaktadır. Kur’an ve hadislere gö¬re, insanlar ölünce ruhları âlem-i berzah’ta yaşarlar. Birinci defa sûra üfürülün- ce, bütün canlılar ölür, kıyamet kopar. İkinci defa sûra üfürülünce, bütün in¬sanlar Allah’ın emriyle dirilirler. Mahşer yerinde toplânırlar. Dünyada yaptık¬larından hesaba çekilirler. Netice her insan iman ve ameline göre ya cennet ya da cehenneme gider. Kâfir, müşrik ve münafıklar cehennemde ebedî olarak kalacaklardır. Günahkâr mü’minler, Allah affetmez ise cezalarını cehennemde çekecekler, sonra imanlarının mükafatını görmek üzere cennete gireceklerdir.

    Kaza ve Kadere İman
    Allah’ın ezelden ebede kadar olacak şeylerin zaman ve mekânını, nitelik ve özelliklerini, kısaca ne şekil ve ne zamanda olacaklarsa, onların hepsini ezelde daha bunlar yok iken bilip o suretle tahdit ve takdir etmesine “kader”; ezelde takdir ve irade buyurduğu şeylerin zamanı gelince her birisinin ezeldeki ilim, irade ve takdirine uygun bir şekilde icat etmesine ve yaratmasına ise “kaza” denir. Kader, Allah’ın ilim sıfatına, kaza ise tekvin sıfatına râcidir. Kaza ve kadere imana Hadîd sûresinin 22-23. ayet-i kerîmelerinde açıkça işaret edilmektedir:
    مَٓا اَصَابَ مِنْ مُص۪يبَةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَبْرَاَهَاۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى
    لِكَيْلَا تَأْسَوْا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا تَفْرَحُوا بِمَٓا اٰتٰيكُمْۜ اللّٰهِ يَس۪يرٌۚ
    “Ne yerde ne de kendi canlarınızda meydana gelen hiç bir musîbet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılmış (ezelî bilgimizde tespit edil¬miş) olmasın. Şüphesiz bu, Allah ’a göre kolaydır. Elinizden çıkana üzülmeye¬siniz ve Allah ’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye (böyle yaptık)... ”

    İmanın Kabul Olma Şartları
    Bir insanın imanının geçerli olabilmesi için şu altı şarta uygun iman edil¬mesi gerekir:
    1-İmanda Şüphe Olmamalı
    İman edilmesi gereken şeylerin tamamına şeksiz şüphesiz ve kesin olarak iman edilmesi gerekir. Şüphe ile iman bağdaşmaz. Yüce Allah,
    لَقَدْ جَٓاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَر۪ينَۙ “...Yemin olsun sana Rabb’inden hak geldi, sakın şüphelenenlerden olma” (Yunus, 10/94) buyurmuş ve mü’minleri şüphe etmeyen kimseler olarak tanıtmıştır:
    اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِه۪ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ
    اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ
    “Mü ’minler ancak Allah ’a ve Peygamberine iman eden, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihat eden kimselerdir. İşte (iman iddiasında) doğru olanlar (sâdıklar) bunlardır. ” (Hucûrat, 49/15)
    Mü’min olabilmek için ilk başta kalpten şüpheyi atmak şart olduğu gibi imanın bekası ve devamı için de şüpheden uzak olmak da şarttır. (Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, VI, 4484. Eser Neşriyat, İstanbul 1971.) İman esas¬ları ile ilgili olarak “bunlar, doğru mu, değil mi? aslı var mı, yok mu?” diye şüphe etmek kesin bir şekilde kalbin huzur ve sükûn içinde tasdik etmesi an¬lamında olan iman ile ters düşer.
    2-İman edilecek şeylerin hepsine inanılmalı
    İman edilecek şeylerin bir kısmına iman edip bir kısmına iman etmeyen kimsenin imanı geçerli değildir. Çünkü “iman”, bütünlük ister, iman esasları¬nın hepsine inanmayı gerektirir. Küfür için iman edilecek şeylerin hiçbirine inanmamak şart değildir. Bir kısmına veya birine inanmamak da küfürdür.( Yazır, I, 208 ) Nisâ sûresinin 150-151. ayetinde peygamberlerden bir kısmına iman edip bir kısmına iman etmeyenlerin “hakîkî kâfir” oldukları bildirilmiştir: Al-i İmrân sûresinin 119. ayetinde Allah, mü’minleri;
    هَٓا اَنْتُمْ اُو۬لَٓاءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّه۪ۚ
    “İşte siz öyle kimselersiniz ki onları (ehl-i kitabı) seversiniz, hâlbuki onlar sizi sevmezler. Siz kitabın hepsine inanırsınız... ” şeklinde tanıtmıştır.
    Aynı sûrenin 7. ayetinde ise,
    وَالرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ يَقُولُونَ اٰمَنَّا بِه۪ۙ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَاۚ“...İlimde ileri gidenler,‘Ona (Kur’an’a) iman ettik. Hepsi Rabbimiz katındandır’ derler” buyurulmuştur. Yüce Allah, Bakara sûresinin 85. ayetinde;
    اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍۚ “...Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir
    kısmını inkâr mı ediyorsunuz? ” buyurarak Yahudileri kınamış ve böyle ya¬panların cezasının dünyada rezillik, ahirette ise şiddetli azap olduğunu bildir¬miştir.
    Kur’an’a, başından sonuna kadar bütün sûre ve ayetlerine, ayetlerde geçen hüküm ve tavsiye, emir ve yasak, helâl ve haram, bilgi ve haberlerin tamamına inanmak, hak ve doğru olduğunu tasdik etmek mü’min olmak için şarttır. Kur’an’m bir hükmüne, bir farz veya yasağına, bir ayetine inanmayan veya uygulanmasını, geçerliliğini kabul etmeyen iman sahibi olamaz.
    3-Yeis hâlinden önce iman edilmeli
    Hayattan ümidi kesip ölümle karşı karşıya gelmeden(Yazır, III, 2105) ve İlâhî azapla karşılaşmadan önce iman edilmesi gerekir. Bu hâlde yapılacak imanın, insana faydası olmaz. Dünyada itaat ve isyan imkânı varken iman edilmesi gerekir. İlâhî azabın geldiğini görünce, yaşamanın mümkün olmadığını anlayınca ve can boğaza gelince yapılan imanın geçerliliği yoktur. Askerleri ile birlikte Mu¬sa (a.s.) ve ona iman edenleri takibe koyulan Firavun, Kızıldeniz’de boğulmak üzere iken “iman ettim, ben de müslümanlardanım” demiş fakat imanı kabul olmamıştır. (Yûnus. 10/90-91)
    Firavun’un imanı niçin kabul olmamıştır? Kabul olmamıştır, çünkü İlâhî azabı görmüş, ölümden başka seçeneği ve yaşama imkânı kalmadığı bir za¬manda iman etmek istemiştir. Yüce Allah, Mü’min sûresinin 85. ayetinde;
    فَلَمْ يَكُ يَنْفَعُهُمْ ا۪يمَانُهُمْ لَمَّا رَاَوْا بَأْسَنَاۜ “Azabımızı gördükleri zaman, imanları kendi¬
    lerine fayda sağlamadı... ” buyurmuştur, (bk. En’âm, 6/158)
    İlâhî azap ile karşılaşıp son nefese gelince iman kabul olmadığı gibi tövbe de kabul olmaz:
    وَلَيْسَتِ التَّوْبَةُ لِلَّذ۪ينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِۚ حَتّٰٓى اِذَا حَضَرَ اَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ اِنّ۪ي تُبْتُ الْـٰٔنَ وَلَا
    الَّذ۪ينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌۜ اُو۬لٰٓئِكَ اَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا اَل۪يمًا
    “Kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine öliim gelip çatınca; ‘Ben şimdi tövbe ettim’ diyen kimseler ile kâfir olarak ölen kimselerin (tövbe¬leri geçerli) değildir. Bunlara ahirette elem dolu bir azap hazırlanmıştır. ” (Nisâ. 4/18)

    4-İmana şirk karıştırılmamalı
    Allah katında imanın makbul olabilmesi için insanın tevhit üzere bulunma¬sı gerekir. İmanına şirk karıştıran kimsenin imanı da ibadetleri de geçerli de¬ğildir. Böyle bir kimse hidayete ermiş sayılmaz. Yüce Allah, En’âm sûresinin 82. ayetinde şöyle buyurmaktadır:
    اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُٓوا ا۪يمَانَهُمْ بِظُلْمٍ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْاَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ۟
    “İman edenler ve imanlarına zulüm (şirk) karıştırmayanlar var ya, işte gü¬ven onlarındır ve hidayete ermiş olanlar da onlardır. ”
    Allah’a, zatında, sıfatlarında, ibadetinde, Rab ve ilâh oluşunda ortak koşan kimsenin imanı geçerli değildir. Böyle bir kimse mü’min değil müşriktir.
    وَاَنْ اَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّ۪ينِ حَن۪يفًاۚ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِك۪ينَ
    “Yüzünü hanîf (Allah ’ı birleyen) olarak dîne çevir, sakın (Allah ’a) şirk ko- şanlardan olma” (Yûnus,10/105) buyuran Allah, imanlarına şirk karıştırarak iman edenleri kınamaktadır:
    وَمَا يُؤْمِنُ اَكْثَرُهُمْ بِاللّٰهِ اِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ “Onların çoğu, Allah ’a şirk koşmadan iman etmezler. ” (Yusuf, 12/106)

    5-İman esasları kalp ile tasdik edilmeli
    İmanın geçerli olabilmesi için bir insanın sadece diliyle iman ettiğini söy¬lemesi yeterli değildir. İman esaslarının tamamını kalbi ile tasdik etmesi gere¬kir. Çünkü imanın yeri kalptir(Mâtürîdî, Ebû Mansur, Kitâbü't-Tevhîd, s. 375, Çağrı Yay, İstanbul, tarihsiz)

    Bakara sûresinin 8. ayetinde Allah’a ve ahiret gününe iman ettik dedikleri hâlde onların mü’min olmadıkları bildirilmektedir:
    وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِن۪ينَۢ “İnsanlardan Allah ’a ve ahiret gününe iman ettik diyen kimseler vardır. Hâlbuki onlar mü ’min değil¬lerdir. ”
    Niçin mü’min değillerdir? Mü’min değillerdir çünkü sadece dili ile “iman ettim” demek yeterli değildir, kalp ile de iman edilmesi gerekir (bk. Tevbe, 9/84; Âl-i tmrâıı, 3/167) Mâide sûre¬sinin 41. ayetinde bu husus, şöyle ifade edilmektedir:
    يَٓا اَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذ۪ينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اٰمَنَّا بِاَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْۚ
    “Ey Peygamber! Ağızlarıyla ‘iman ettik’ deyip kalpleriyle iman etmemiş olanlardan ve Yahudilerden küfürde yarış edenler seni üzmesin... ”
    Peygamberimiz (s.a.s.)’in yanına girip inanmadıkları hâlde iman ettiklerini söyleyen bir grup Yahudi ile ilgili olarak;
    وَاِذَا جَٓاؤُ۫كُمْ قَالُٓوا اٰمَنَّا وَقَدْ دَخَلُوا بِالْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا بِه۪ۜ
    “Size geldiklerinde ‘iman ettik’ dediler. Oysa küfürle (yanınıza) girmişler, yine küfürle (yanınızdan) çıkmışlardı... ” (Mâide, 5/61) buyrulmuştur.
    Bu tür kimselere din dilinde “münafık” denir. Münafık kalbiyle iman et¬mediği hâlde sadece diliyle iman ettiğini söyleyen kimsedir. Nitekim Bakara sûresinin 14. ayetinde münafıklarla ilgili olarak;
    وَاِذَا لَقُوا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قَالُٓوا اٰمَنَّاۚ وَاِذَا خَلَوْا اِلٰى شَيَاط۪ينِهِمْۙ قَالُٓوا اِنَّا مَعَكُمْۙ اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُ۫نَ
    “(Onlar), mü’minlere rastladıkları zaman ‘iman ettik’ derler. Fakat şey¬tanlarıyla (önderleri ve ileri gelenleriyle) yalnız kaldıkları zaman, ‘biz sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz’ derler” buyrulmuştur (bk. Bakara, 2/8-16; Nisa, 4/142-143; Tevbe, 9/65-66; Münâfıkûn. 63/1-8)
    Bir kıtlık yılında Medine’ye gelip iman ettiklerini söyleyen ve sadaka iste¬yen Beni Esed kabilesinin bedevileriyle ilgili olarak;
    قَالَتِ الْاَعْرَابُ اٰمَنَّاۜ قُلْ لَمْ تُؤْمِنُوا وَلٰكِنْ قُولُٓوا اَسْلَمْنَا وَلَمَّا يَدْخُلِ الْا۪يمَانُ ف۪ي قُلُوبِكُمْۜ
    “Bedeviler, ‘iman ettik’ dediler. (Ey Peygamberim! Onlara) de ki: ‘îman etmediniz (öyle ise iman ettik demeyin) fakat ‘boyun eğdik’ deyin. Henüz iman kalbinize girmedi... ” (Hucurât, 49/14) buyrulmuştur.
    İmanın yeri kalp olduğu gibi şüphenin (Tevbe, 9/45) ve inkârın yeri de kalptir (bk. Nahi. 16/22). Kalpten gelmeyen ve zorlama sonucu dil ile ifade edilen “inkâr” sözü bu sebeple insanın imanını yok etmez (Nahi, 16/106). Hatta kalpten gelmeyen ve yanılarak yapılan şeylerde günah da yoktur (bk. Ahzâb, 33/5).
    Kalbin içinde olanı ancak Allah bilir. Kalben inanmadığı hâlde dili ile inandığını söyleyen kimseye biz “mü’min değil” diyemeyiz. Biz zâhire göre hükmederiz. Dili ile “mü’minim” diyen insan, kalben de inanmış mı inanma¬mış mı bunu bilemeyiz. Bu sebeple “mü’minim” diyen insana “sen mü’min değilsin” denilmez. (bk.Nisâ,4/94)
    6-Ayetler ve Dinî Hükümler Alay Konusu Yapılmamalı
    Ayetleri ve dinî hükümleri inkâr edip kabul etmemek imana mani olduğu gibi Kur’an’ı, hatta bir ayeti, dinî bir hüküm, emir ve yasak, helâl ve haramı beğenmemek, küçümsemek, hafife ve alaya almak da imana engeldir. Ayetleri inkâr edenler ve alaya alanlar mü’min değillerdir. Bu husus Kur’an’ın birçok
    ayetinde açıkça bildirilmektedir. Şu ayetleri örnek olarak zikredebiliriz:

    قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْاَخْسَر۪ينَ اَعْمَالًاۜ اَلَّذ۪ينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ اَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ رَبِّهِمْ وَلِقَٓائِه۪ فَحَبِطَتْ اَعْمَالُهُمْ فَلَا نُق۪يمُ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وَزْنًا ذٰلِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ جَهَنَّمُ بِمَا كَفَرُوا وَاتَّخَذُٓوا اٰيَات۪ي وَرُسُل۪ي هُزُوًا
    “(Ey Peygamberim!) De ki: Amel bakımından en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını zannettikleri halde dünya hayatındaki çalışmaları kaybolup giden kimseleri haber vereyim mi? Onlar, Rab ’lerinin ayetlerini ve O ’na kavuşacak¬larını inkâr eden, böylece amelleri boşa çıkan ve bu yüzden kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir. İşte böyle, inkâr etmeleri, ayetlerimi ve peygamberlerimi alaya almaları yüzünden onların cezası cehen-nemdir” (Kehf. 18/103-106).
    Ayette, ayetleri inkâr edenler ile alaya alanlar aynı kategoride zikredilmiş¬lerdir. Bir ayeti inkâr ile onu küçümsemek ve alaya almak aynı anlamı ifade eder. Bu yüzden mü’min olabilmek için hiçbir dini hükmü küçümsememek ve alay konusu yapmamak gerekir. Hatta ayetlerin inkâr edildiği ve alaya alındığı bir mecliste bulunmak bile Kur’an’da yasaklanmıştır (bk.Nisâ,4/140).
    İman ettiğini söylediği hâlde Allah ve Resûlü’nün hükümlerinden yüz çevi¬ren ve hükümlerini beğenmeyenler (Nur, 24/47-50), Allah ve Peygamberin hüküm¬lerine razı olmayanlar iman etmiş sayılmazlar (Nisâ,4/60-61;Mâide, 5/43).
    Mü’min, Allah’a ve Peygambere iman ettiği gibi onların koyduğu hüküm¬leri de kabul edip uygular (Nur, 24/51). Allah ve Resülü bir konuda bir hüküm verdikten sonra artık mü’minin onu kabulden başka bir seçeneği yoktur (Ahzâb,33/36).

    Sonuç ve Değerlendirme
    İnsanın en kıymetli varlığı, imanıdır. Çünkü insanı ebedî saadete erdirecek ve amellerinin makbul olmasını sağlayacak olan imanıdır. Kur’an’da; imanı olmayanların amellerinin boşa gideceği (Mâide, 5/5) imansız amelin kabul olma¬yacağı bildirilmektedir (Nisâ, 4/38; Bakara, 2/264; Tevbe, 9/17, 19).
    İman etmeyenlere acıklı azap hazırladığını bildiren (isrâ, 17/10; sebe\ 34/8), iman edip sâlih amel işleyenlere cennet ve nimetlerini va’deden (Bakara, 2/25,82. Nisa, 4/57; Ra’d, 13/29), iman edenleri öven ve iman etmeyenleri yeren yüce Allah, ancak kendisine yazık edenlerin iman etmeyeceklerini haber vermektedir (En’âm, 6/12, 20).
    İman eden de inkâr eden de kendi leh ve aleyhine yapmış olur (Yunus, 10/108). İman eden hidayete ermiş ve ebedî saadeti kazanmış olur. “Kulluk” görevini ifâ edebilmek, “dünya imtihanını” başarı ile noktalayabilmek ve neticede Allah’ın rızasını ve cennetini kazanabilmek için “hakikî bir imana” sahip olmak, bunun için de “iman gerçeğini” ve “imanın kabul olmasının şartlarını” çok iyi bilmek gerekir.
    “İman”; Allah’a ve Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Allah tarafın¬dan haber verdiği kesin olarak belli olan şeylerin doğru olduğuna tereddütsüz inanmak, bunlann hak ve doğru olduğunu içinden şeksiz ve şüphesiz tasdik ve itiraf etmek demektir. Ayet ve hadislerde iman esasları altı olarak bildirilmiştir: Bunlar, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, kaza ve kadere - hayır ve şerrin Allah’ın yaratmasıyla meydana geldiğine iman etmektir. İman, “lâ ilâhe illallah” tevhit cümlesinde toplânmıştır. îman sarayına bu cümle ile girilir. Buna icmâlî iman denir. Ancak mü’min icmâlî iman ile yetinmez; Al¬lah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme, sevap ve ikaba, kaza ve kadere; Kitap ve Sünnet ile Hz. Muhammed’in Allah tarafından tebliğ ettiği ve tevatür yoluyla sabit olan kesin haber ve hükümlerinin her birerlerine ayrı ayrı Allah ve Peygamberinin iste¬diği şekilde iman eder. Buna da tafsîlî iman denir.
    Bir imanın kabul olması için şu altı şartın birlikte bulunması gerekir:
    1-İmanda şüphe bulunmamalıdır.
    2-İmanda bütünlük olmalı, iman edilecek şeylerin tamamına iman edilme¬lidir.
    3-İmana şirk karıştırılmamalıdır.
    4-İman son nefese bırakılmamalıdır.
    5-İman esasları kalp ile tasdik edilmelidir.
    6-Ayetler ve dinî hükümler alay konusu yapılmamalı, küçümsenmemelidir.
    Mü’min şartlarına uygun iman etmeli, imanın kendisine yüklediği görevleri
    de eksiksiz yapmaya çalışmalıdır. Çünkü amel ve ibadetlerle beslenmeyen iman zayıflayabilir, hatta kaybedilebilir. Kur’an’da pek çok ayette iman sâlih amel hep birlikte zikredilmiştir.
    مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۖ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
    “...Kim Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve sâlih amel işlerse, onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar üzülmeyecek¬lerdir” (Bakara, 2/62; bk. Mâide, 5/69)
    وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ
    “İman edip salih amel işleyenlere kendileri için içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele... ” (Bakara, 2/25)

    Kaynak :Kürsüden öğütler. Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ (Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi)

    İlgili Yazılar

  2. 2
    sebati Üye
    sebati
    Üye

    Üye No: 102969
    Mesaj Sayısı: 7
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Iman esasları ve imanın kabul olma şartları


    Yazıyı Microsoft Office Word Belgesi formatında okumak için aşağıdaki linki tıklayıp indirebilirsiniz.
    [url]http://www.dosya.tc/server22/eIJHKB/imanesaslar_.docx.html[/url]

    Not: Word Belgesindeki arapça metinleri shaikh Hamdullah font yazısıyla okumak için bu yazı tipini indirip bilgisayarınıza kurmalısınız.
    Bilgisayarınıza indirdiğiniz shaikh Hamdullah font yazısını kurmak için şu yolu izlemelisiniz.
    Bilgisayarım'ı tıklayın.Açılan pencerede C Diskini tıklayın.Windows'u tıklatın.Windows'un içindeki Fonts'u bulun.
    Bilgisararınızın masa üstüne indirdiğiniz shaikh Hamdullah font yazısını Fonts 'un üzerine sürükleyip bırakın.
    shaikh Hamdullah font yazısını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.
    [url]http://www.dosya.tc/server22/YL5nUd/ShaikhHamdullahBasicVolt.rar.html[/url]


+ Yorum Gönder