Dünyaya bir de engelli ve engelli annesi gözüyle bakın! 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
  1. 1
    neva Üye
    neva
    Üye

    Üye No: 4151
    Mesaj Sayısı: 155
    Tecrübe Puanı: 3
    Yaş: 34

    Dünyaya bir de engelli ve engelli annesi gözüyle bakın!


    ZAMAN

    Bir özürlü annesi olan Nebihe Hanım’ın Anneler Günü öncesi yaptığı çağrıya kulak vermek lazım: “Hayat iyi ve kötü sürprizlerle dolu. Herkes her an özürlü olabilir, özürlü bir çocuk sahibi olabilir, içinde bir özürlü olan bir aileye akraba olabilir, özürlü çocuğu olan bir komşuyla aynı apartmanı paylaşabilir. O anlar için yatırım yapalım. Birtakım artistleri, şarkıcıları yılın annesi seçeceğimize üç tane özürlü çocuğu olan anneler var, biraz da onları görelim, onları yüreklendirelim.”

    Sevgili Nuriye,

    Bu hafta “Özürlüler Haftası”, hiç haber kalıplarının dışına çıkıp dünyalarına girdin mi? Neler hissettiklerini hiç anlamaya çalıştın mı? Bazıları onlar için “engelli” deyimini kullanıyor. O zaman, benim “Bu toplumda hangimiz kendimizi ifadede engelsiziz ki?” diyeceğim geliyor ama sorunlarını küçümsüyorum sanmasınlar diye susuyorum. Aslında “engelli gazeteciler”, “engelli öğrenciler”, “engelli kadınlar” , “engelli işçiler” gibi deyimlerin yaygınlaşması lazım. Ben herhangi bir partinin propaganda işlerinden sorumlu olsam, engelleri görünen ve görünmeyenleri kaynaştıran etkinlikler düzenlerdim. Sorunlar daha iyi kavranırdı sanki.

    Özürlü konumunda olan milyonlarca insan ve bir o kadar da yakınları var. Çok büyük bir topluluğun sorunu özürlü–engelli yaşamak; ama bu konu yılda bir haftaya sığdırılıyor, konuşulup geçiliyor. Geçen gün onlardan bir grupla biraz zaman geçirdim. Köprüyüm ben Nuriye, bir ucum sende, bir ucum onlarda. Sözlerimin üzerinde yürü, dinle beni; farkındalık düzeyin yükselsin biraz.

    Sanırım Türkiye’de bu tür çocukların gidebildiği 300 civarında okul var. Onlardan birini, Ankara Etlik’teki Öğretilebilir Çocukları Koruma Derneği’ni ziyarete gittim. Batıkent ve Sincan’daki bölümleriyle birlikte 3–35 yaşlar arasında 100 çocuğun eğitildiği, imkanları çok dar bir kurum. Derneğin 35 çalışanı var. Hizmetli, şoför, öğretmen, aşçı... Tümü asgari ücretle hizmet ediyor. Eğer ailesinin sosyal güvencesi varsa, devlet her çocuk için 245 milyon lira veriyor. Okulda çok sayıda, devletin bu minik katkısına bile sahip olmayan, sosyal güvencesiz ailelerin çocukları da var. Kimseyi reddetmiyor okul ama değirmenin çarkını sağdan soldan gelen yardımlarla döndürdüğü için çok zorlanıyor.

    İnsan, neden sahip olduğu güzelliklerin şükrüne ermektense, sahip olamadıklarına hayıflanmakla geçirir ömrünü? Onlarla tanış olduktan sonra, sabah banyoda ellerimi yüzümü yıkarken, dişlerimi fırçalar, saçımı tararken, Alice gibi “Harikalar Diyarı”nda hisettim kendimi. Yaşadığım cennet filminin diğer karelerinde giysilerimi tek başıma giyip çıkarabiliyorum, kaşığı burnuma değil ağzıma götürebiliyorum, yemeğimi üzerime dökmeden yiyebiliyorum, konuşabilmenin, derdimi insanlara anlatabilmenin huzuruyla basıyorum yere.

    Düşünsene, özürlü çocukların bütün bunları yapabilmeleri için sıkı bir özbakım eğitimi almaları gerekiyor. Kendilerine yeterli bireyler haline gelmeleri, dokunma ve tad duygularını keşfetmeleri yıllar alıyor. Bu aşamayı geçince sıra ünite eğitimine geliyor; renk, zaman, sayı ve şekil kavramlarına yanaşılıyor. Yalnızlıklarının treni, yıllar boyu bu istasyonda bekliyor. Pek azı “okulumuz”, “evimiz”, “mevsimler”, “hayvanlar” gibi kompartımanlar ekleyebiliyor bu trene. Okuyabilse, yazabilse, bazı spor ve sanat becerileri geliştirebilse bile bunun sevincini daha çok kendileri değil, başkaları yaşayabiliyor.

    Onların yaşamlarını kolaylaştırmak için bir şey yapmadığımızdan değil, kendi imkanlarımızın, içinde boğulduğumuz nimetlerin farkına varamadığımız için sorumlu olacağız gibime geliyor. Onlar asla büyümeyecekler, hep çocuk kalacaklar. Bizim kalbimizse onları görmeye görmeye paslanacak, artık işe yaramaz diye “mühürlenecek” sonunda.

    Evet, doğru anlıyorsun beni Nuriye, “farkında olmamak” diye bir suç kavramı oluşturuyorum. Velilerden birinin kendilerini “Biz sessiz bir kalabalığız.” diye nitelendirmesini, “Sessiz çığlıklar atıyoruz.” demesini duysaydın sen de böyle düşünürdün. Düşün toplum o kadar yabancı vücudunun bir parçasına. Kanlar akıyor bir yerinden, dönüp bir pansuman yapmaya tenezzül etmiyor.

    Ailelerin hissi bu işte; toplum bu özürlü çocukları hep itiyor, görmek istemiyor. Yolda karşılaştığında yönünü değiştiriyor, markette karşılaştığında başka kasanın kuyruğuna geçiyor, parkta karşılaşsa özürsüz çocuğunun onunla oynamasını istemiyor. Bir ara kaynaştırma eğitimi adı altında normal çocuklarla özürlüleri bir sınıfa koyuyorlardı. O zaman bile “normal veliler”, o sınıfa vermek istemiyorlardı “normal çocuklarını”. Ve bu çok normal bir davranış olarak kabul ediliyordu.

    Benden iletmesi Nuriye, sen yapmazsın ama yine de söyleyeyim, sakın ha özürlülere bakarken yüzüne iğrenç bir “iğrenme” maskesi takma tamam mı canım. Hadi iğrenme demeyeyim ama gözlerinden “acıma” duygusunu da sök at. Herhangi bir yerde rastlaştığınızda bulaşıcı bir hastalıktan kaçırır gibi uzaklaştırma kendi çocuğunu onlardan.

    Zeynep ile Ali'nin hikayesi

    Bu çocukların yaşı yok. Bakışları kayık, bedenleri sarsak olsa bile, kötü düşünme ve kötülük yapma imkanları ellerinden alındığı için, bir masumiyet halesi var sanki başlarında.

    Nüfus kâğıtlarına göre yaşı 26 olan Ali ile 16 olan Zeynep hiç gözümün önünden gitmiyor.

    Zeynep, Ali’ye âşık; ama Ali ona hiç yüz vermiyor. Zeynep ona sarıldıkça Ali kaçıyor ama bu bir eğlence gibi, güle oynaya oynanıyor. “Özürsüz” insanların dünyasında karşılıksız aşk, kalp kalesinde ne büyük, ne onarılmaz delikler açar. Oysa Zeynep ile Ali’nin yüzünde kocaman tebessümler var.

    Ali’nin istediği kızlar başka. “Cennetteki kırmızı çiçek” diyor onlara. Çünkü ailesi, “Allah sana cennette huri verecek” diye teselli etmiş. O da şimdi öğretmenlerinden hurilerle gireceği gerdek için “damatlık” istiyor.

    Kendisi de bir özürlü annesi olan, derneğin başkan yardımcısı Nebihe Özden ile Zeynep arasında geçen diyaloğu dinle bak:

    N: Zeynebim, niye ellerin soğuk, üşüdün mü?

    Z: Bende akıl mı var ki sıcak olsun ellerim?

    N: A olur mu, sen çok akıllısın.

    Z: Akıllıyım değil mi? Ben sarılınacak bir kızım. Sarıl bana..

    Nebihe Hanım, 32 yaşındaki zihinsel özürlü oğlu Suat için “Küçük delikanlı” deyimini kullanıyor. Suat ilk bakışta özürlü olduğu anlaşılmayacak kadar yakışıklı bir çocuk.

    Okulun bünyesinde oluşturulan bir basketbol takımı var. Orada oynuyor Suat. Yakında İstanbul’a gidip, Türkiye Özürlüler Özel Olimpiyatı’na katılacaklar. Suat yüzme sporuyla da uğraşıyor. Her iki dalda güzel dereceler yapsa bile, 57 yaşındaki annesine zaman zaman gelecek kaygısı yaşatıyor. Nebihe Hanım yine de “Bunu bana veren Allah, herhalde onun geleceğini de hazırlamıştır” diye düşünerek bu açmazdan kurtarıyor kendisini. Annesinin, onunla mutlu olmayı çoktan öğrendiğini, “özürlü çocuğum var” diyerek, kendine acımadan bir fayda gelmeyeceğini yıllar önce anladığını bilmiyor Suat. Ağlayıp sızlanmak yerine “onun için ne yapabilirim?” diye çalışmaya, mücadele etmeye başladığında 30’lu yaşlarda olan annesinin, sadece onu değil, onun gibi başka çocukların da topluma kazandırılması için çalıştığının ayırdında olmadan mutlu mutlu gülümsemeyi sürdürüyor. Nebihe Hanım, bu yolculuğun ilk zamanlarını yaşayan özürlü çocuk annelerine “Her şeyden önce böyle bir çocuğa sahip olmak bir ceza değil, bir lütuftur diye düşünün. Çünkü bu çocuklar her şeyden arınmış, tertemiz çocuklar. Dünyaya onların penceresinden baktığınızda çok başka şeyler görürsünüz. Yaşama daha farklı bakarsınız, kendinizi daha mutlu ve huzurlu hissedersiniz.” diyor artık.

    Tabii bu anlattıklarımın bir haber değeri yok Nuriye. Ama haber değeri olmayan şeylerin hayat değerinin yüksekliği seni de şaşırtsın artık lütfen. Gerçi sen şimdi bu mektubu yayınlasan bazı okurlar, “Siz de hiç tanınmamış sıradan insanları yazıyorsunuz” diye ayıplarlar belki seni. Yarının Anneler Günü olduğunu hatırlatarak Nebihe Hanım’ın bir sözüyle bağlayacağım mektubumun bu bölümünü:

    “Hayat iyi ve kötü sürprizlerle dolu. Herkes her an özürlü olabilir. Herkes her an özürlü bir çocuk sahibi olabilir. Herkes her an içinde bir özürlü olan bir aileye akraba olabilir. Herkes her an özürlü çocuğu olan bir komşuyla aynı apartmanı paylaşabilir. O anlar için yatırım yapalım. Birtakım artistleri, şarkıcıları yılın annesi seçeceğimize üç tane özürlü çocuğu olan anneler var, biraz da onları görelim, onları yüreklendirelim.”

    Okuma sınıfının öğretmeni Mükerrem Akar, özürlü çocuklara kendi anneleri kadar yakın. “Bu çocuklarla çalışırken, önce yüreğinde sevgi, saygı ve büyük bir bilgi birikiminin olması gerekir. Bunlar yoksa, istesen de başarılı olamazsın.” diyor ve aileleri uyarıyor:

    “Zihinsel özürlü çocukları olan aileler, bir okula gittiklerinde, çocuklarını eğitecek öğretmenin başarı durumlarını iyi incelesinler. Özürlü okulları, paralı işadamlarının ticaret merkezi haline geldi. Binalarını süsleyip püslüyor, tatlı dilli rehber öğretmenlerle insanları kandırıyorlar. Veli, çocuğunun bir şey öğrenmediğini gördüğünde çocuk 14–15 yaşına geliyor. Çok cahil veliler var. Veliye hitaben çocuğun defterine yazdım, “bu cümleleri yazdır” diye. Veli okula geldi ve “cümlenin” ne demek olduğunu bilmediğini söyledi. Gerisini siz düşünün artık. Bu çocukları nakış işler gibi eğitmek gerekir.”

    Sınıfının 8 ayda okuma yazmaya geçtiğini belirten Mükerrem Hanım’ı, okurken bir elleriyle onun saçlarını okşayan çocuklar çok duygulandırıyor. Öğretmenlerine sık sık öpmek için sarılmaları, başardıklarını hissettiklerinde gözlerinin ışıldaması ve “Ben de okumak istiyorum” diye sevinçle onun kucağına atlayarak kitap istemeleri onu dünyanın en mutlu insanı yapıyor.

    İnsanları neler mutlu kılıyor?

    Nuriye söyle, hangi şey seni dünyanın en mutlu insanı yapıyor? Okuyabildiğin, yazabildiğin için bu payeyi verebiliyor musun kendine? Özürlü çocukların anneleri hüzünlerini, cesaretlerinin kılıfında saklıyorlar. Ruhlarını içten içe kesse de kılıç, aşikârâne ortaya çıkarmıyorlar acılarını. Üstüne pudra şekeri ekip bize tatlı niyetine sunuyorlar. Bak, insanları neler dünyanın en mutlusu kılıyor?

    Derneğin başkanı, 21 yaşında, 110 kilo ağırlığındaki Eylem Sevgi’nin annesi emekli öğretmen Emine Şirin. Kızı için “Sevgisine ölçü yok” diyor. Çift özürlü olduğu için eylemsiz “Eylem”. O annesinin “tombiş bebeği”.

    Önceleri sadece işitme engelli gibi görünen kızının büyüdükçe zihinsel engelli de olduğu ortaya çıktı. Eylem Sevgi, küçükken okuma yazma öğrendi; ama daha sonra geliştiremedi. Büyüdükçe hırçınlaştı, uyumsuzlaştı, ilkokulu zar zor bitirdi. Orta öğrenime devam edemedi.

    Şimdi ana–kız aynı okulun çatısı altında. Emine Hanım’ın kızı konuşamıyor; ama diğer engelli çocukların ona “Başkan hocam” demesi, tüm üzüntüsünü ve yorgunluğunu unutturuyor.

    Tabii dernek başkanı olarak, tüm varlıklı ve sağlıklı insanlardan bu çocuklar için maddi manevi destek bekliyor. “Mesela neden bir yemek şirketi günde bir öğün yemek vermez bu çocuklara?” diye soruyor boşluğa. Benim sorumsa ona: Neden yemek?

    Çünkü zihinsel özürlü çocuklar için en önemli şeymiş yemek. En büyük tatmini yemek yemekte bulurlarmış. Küçük bir yardımla büyük mutluluklar filizlendirmek isteyenler için ne güzel bir fırsat...

    Özürlü çocuğun annesi özeldir

    11 yaşındaki Ezgi’nin annesi Saime Özgül, durumunu felaket değil bir nasip olarak nitelendiriyor. “Dünyanın en kutsal görevi anneliktir. Özürlü bir çocuğu olan anne ise özel insandır. Bu da herkese nasip olmaz. Ben bunu biraz geç anladım ama sonra kabullendim.” diyor.

    Saime Hanım, Ezgi’nin gerçeğini önceleri kabul etmekte zorlandı. Her hastaneye yatışlarında çıkarken normal bir çocuğa dönüşeceğini zannetti. Böyle olmadığını kesinkes anladığında Ezgi 7 yaşına gelmişti. İlk kez çocuğuyla aynı durumda olanlarla bir araya geldi. Onun duygularını anlayacak başka annelerin olması kalbini yatıştırdı. Önce paylaşmayı, sonra çocuğunu başka çocuklarla karşılaştırmamayı öğrendi. Ezgi’nin ilk emekleyişi 3–4 yaşlarında oldu, Saime Hanım için hayatının en mutlu günüydü. Ezgi üç senedir de elinden tutulunca yürüyebiliyor.

    Bak, Saime Hanım’ın duygularını şöyle not almışım:

    “Özürlü bir çocuk annesi olduğumu kabul etmekle birçok şeyi aştım. Tatile de gidiyorum. Elinden tutup marketlerde de dolaşıyorum. Ve insanların bakmasına aldırmıyorum. Normal bir çocuğa nasıl bakılıyorsa benim kuzucuğuma da bakabilirler. Ben onu hep ‘kuzucuğum’ diye seviyorum. Ne kadar büyüse de benim gözümde o daha bebektir. Biz gözlerimizle anlaşıyoruz. Çünkü Ezgi konuşamıyor. Ama ben onun ne demek istediğini en iyi şekilde anlamaya çalışıyorum. Keşke kızım daha erken eğitime başlasaydı. Böyle eğitim merkezlerinin çoğalmasına seviniyorum. Aileler küçük bir ışık olsa hemen koşup yönelmek istiyor. Bu çocuklara sabit bir gelir bağlanması, tatile yollanmaları, eğlenmeleri, her ay ailelerin bir araya geleceği özel günler düzenlenmesi gerektiğine inanıyorum. Bu da ancak toplumun yardım kanallarını seferber etmekle mümkün olabilir.”

    Demek ki Nuriye, varlıklı insanlar arasında “Para yardımı yapacağız ama boşa gitsin istemiyoruz” diyenler, “Eski halımızı, bilgisayarımızı, oyuncaklarımızı, kitaplarımızı nereye bağışlasak” diye yer arayanlar, “Gönüllü hizmet etsem şu çocuklara” diye emeklerini hediye etmek isteyenler varsa, al gözüm seyreyle özürlü çocukları. Al elim, uzanıver onların masum başlarına.

    Özürlü annelerin tümü soruyor: “Bizler ölünce çocuklarımız ne olacak?” Bu sorunun muhatabı kim? Kimlerin canı yanmalı bu sorunun cevabını verememekten? Kimler durumdan görev çıkarmalı bilmiyorum. Ben sadece bir köprüyüm. Ama her ihtimale karşı sana derneğin telefon ve adreslerini vereyim. Belki yolun düşer uğrarsın, belki yardım yapmak isteyenlere söylersin: 0312–326 54 03, 321 02 52. Kuyuyazısı Caddesi, Kıvrımlı Sok. No: 25–27 Etlik, Ankara. Şimdilik hoşçakal arkadaşım.


    İlgili Yazılar

  2. 2
    Mumtehine haftanın üyesi-6
    Mumtehine
    haftanın üyesi-6

    Üye No: 3717
    Mesaj Sayısı: 155
    Tecrübe Puanı: 4

    --->: Dünyaya bir de engelli ve engelli annesi gözüyle bakın!


    Allah cc razi olsun neva kardesim.
    Cok anlamli bir paylasim.Mesajini cumlemizin alabilmesi umit ve duasi ile insaAllah.

    Bir ozurlu Annesinin siirini eklemek istiyorum izninle.Nobel odullerine aday gosterilen edebi eserler gibi degilse de ...

    Aday gosterin beni Nobel'e
    Isiklar sonup,perde indiginde,
    Cok zor bir rol verdiler
    Bu hic dekorsuz,kaygan sahnede
    Kosmayi oynadim,hic yurumeden
    Gulmeyi oynadim,icim gulmeden
    Aglamayi oynadim,tek gozyasi dokmeden
    Bosvermeyi oynadim,dolup-dolup tasarken
    Yere saglam basmayi bile oynadim,dunya boylesine donerken...
    Aday gosterin beni Nobel'e
    Isiklar sonup,perde indiginde...!Muge Koner(Ozurlu Annesi)

    Bu siiri lise yillarimdan ,gazetede okudugumdan beri saklarim...Hep ozeldi benim icin simdi sizlerle de paylasmak istedim.
    Belki bir ozurlu cocugun akrabasi oldugum icin,belki de cocuklugumdan beri hep yuregimde bir kose onlara da ayirdigim icin,bilmiyorum.
    Rabbim ozuru kalbimize yerlestirmesin insaAllah,Rabbimin sigdigi o yeri karartmayalim yeter ki...!
    Guzelliklere,hayirlara vesile olur insaAllah!
    Selametle Allah'a cc emanet ol kardesim!


  3. 3
    haccım Üye
    haccım
    Üye

    Üye No: 5575
    Mesaj Sayısı: 12
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Dünyaya bir de engelli ve engelli annesi gözüyle bakın!


    Allah razı olsun


  4. Reklam

  5. 4
    elif26 Üye
    elif26
    Üye

    Üye No: 3556
    Mesaj Sayısı: 24
    Tecrübe Puanı: 2
    Yer: diyarbakır

    --->: Dünyaya bir de engelli ve engelli annesi gözüyle bakın!


    Tüm haftamı engelli çocuklar ve aileleri ile geçiren biri olarak, engellileri ve ailelerinin durumunu çok güzel özetleyen bir yazıydı. Çok teşekkürler paylaşımınız için.


  6. 5
    senayusa "ipek ve bocek"
    senayusa
    "ipek ve bocek"

    Üye No: 88851
    Mesaj Sayısı: 169
    Tecrübe Puanı: 2
    Yer: ...

    Bende bir yil kadar engelli cocuklarla calistim, paylasim icin Allah razi olsun


+ Yorum Gönder