Hızır(as) Yaşıyor Mu?(ki insanlara yardım edebiliyor?) 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
  1. 1
    BiLaL HaTTaB DeLi MoLLa
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 1,692
    Tecrübe Puanı: 21
    Yaş: 35
    Yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    Hızır(as) Yaşıyor Mu?(ki insanlara yardım edebiliyor?)


    İbn Cevzî, Hızır(as)'ın yaşıyor olmadığı konusunda dört tane delil sunmuştur. Bu deliller başta Kur'an olmak üzere, Sünnet, muhakkik alimlerin icmaı ve akla uygunluğu noktasıdır. Bu delilleri paylaşacağız inşAllah. Rabbimden hayırlara vesile olmasını diliyorum...


    1)Kur'an'dan Delil: "Biz senden önce hiçbir beşere/insana ebedilik/ölümsüzlük vermedik" (Enbiya-21/34) mealindeki bu ayettir. Eğer yaşıyor olsaydı, bu takdirde onun ebedi olması, ölümsüz olması gerekirdi. Bu da mümkün değil.

    İbn Kesir, İbnu'l Cevzî'nin "el-Bidaye ve'n-Nihaye" adlı eserine çokça alıntı yaptığı kitabından gerekli bilgileri verdikten sorna İbn Cevzî'den şu bilgiyi aktarıyor:

    "Eğer Hızır(as) bir melek değil de bir beşer ise, o da bu ayetin ifade ettiği genel hüküm içerisinde yer alır. Onun kıyamete kadar yaşayacağı gibi, ona özel bir durum veya statü sözkonusu olamaz, meğer ki ortada sahih bir delil bulunabilsin."

    İbn Kesir daha sonra diyor ki:

    "Burada esas ölçü, konu sabit oluncaya kadar, onun hayatta olmadığıdır. Kaldı ki, herhangi bir masum kimseden, yani bir Peygamberden de, sadece ızır için böyle bir ayrıcalık olduğunu ifade eden bir söz veya rivayet de gelmiş değil ki, onu kabul etmek farz olabilsin."

    Yine İbn Kesir diyor ki; "İbn Cevzî'nin sözkonusu kitabında getirdiği delillerden biri de yüce Allah'ın şu ayetidir. Yüce Allah buyuruyor ki:

    "Hani Allah, Peygamberlerden: 'Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz.' diye söz almış; 'Kabul ettiniz ve ahdimi yüklendiniz mi?' dediğinde, 'kabul ettik' cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: 'O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu." (Ali İmran-3/81) ayetini Buharî zikrediyor.

    Hızır(as) eğer peygamber veya veli kimse ise, o da bu misakın, bu ahdin hükmü içerisinde yerini alır. Eğer Hızır(as) gerçekten Peygamber(sas) zamanında yaşıyor olsaydı, onun değerli ve şerefli anları ve halleri, Rasulullah(sas) ile beraber geçireceği vakitler ve durumlar olabilirdi. Allah'ın ona indirdiğine iman etmesi, düşmanlarından herhangi biri ona karşı kötülük etmeye uzandığında hemen koşup ona yardıma gelmesi gerekirdi.
    Eğer kendisi Allah'ın veli/sevgili bir kulu idiyse, Ebu Bekir Sıddîk ondan daha üstündür. Eğer veli değil de bir Nebî ise bu takdirde Hz.Musa (as) ondan daha üstündür.

    Ahmed b. Hanbel, Müsned adlı eserinde şu rivayette bulunuyor:

    Rasulullah(sas) buyurmuş ki: "Varlığım elinde olan Allah'a yemin olsun ki, eğer Musa yaşıyor olsaydı, bana uymaktan başka çaresi olmazdı."

    Eğer Hızır(As) hayatta olup mükellef olarak Rasulullah(sas) zamanında yaşıyor olsaydı, Rasulullah'a uyması, O'na tabi olması ve O'nun emirlerinin altına girmesi gerekirdi.

    Kaldı ki, bilinen bir gerçek vardır; o da Hızır(as) hakkında, insanları gerçek manada tatmin eden sahih senedle olsun, hasen senedle olsun birtek rivayet yoktur.


    (devam edecek inşAllah...)

    İlgili Yazılar

  2. 2
    sitare ...demincek
    sitare
    ...demincek

    Üye No: 8019
    Mesaj Sayısı: 223
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 36

    --->: Hızır(as) Yaşıyor Mu?(ki insanlara yardım edebiliyor?)


    ilginç:)
    insanlar bugün adına diziler çekiyor..ve birileri delilleri hiçe sayarak insanları pembe bir rüyaya sürüklüyor..
    devamını merak ettim konunuzun..kaynaklarıyla vermeniz fayda sağlayacaktır inş.

    Allah razı olsun


  3. 3
    BiLaL HaTTaB DeLi MoLLa
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 1,692
    Tecrübe Puanı: 21
    Yaş: 35
    Yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Hızır(as) Yaşıyor Mu?(ki insanlara yardım edebiliyor?)


    ZiyaN Nickli Üyeden Alıntı
    ilginç:)
    insanlar bugün adına diziler çekiyor..ve birileri delilleri hiçe sayarak insanları pembe bir rüyaya sürüklüyor..
    devamını merak ettim konunuzun..kaynaklarıyla vermeniz fayda sağlayacaktır inş.

    Allah razı olsun
    Ecmain inşAllah.. Bugün "Hergün bir ayet ve tefsiri" başlıklı konumuzda Yusuf suresi 108. ayet-i kerimeyi işledik. Delilsiz konuşmaktan ve delilsiz davetten Rabbim muhafaza buyursun...

    vesselam...


  4. Reklam

  5. 4
    BiLaL HaTTaB DeLi MoLLa
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 1,692
    Tecrübe Puanı: 21
    Yaş: 35
    Yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    --->: Hızır(as) Yaşıyor Mu?(ki insanlara yardım edebiliyor?)


    2) Sünnetten Delil: Buharî, Müslim, Ebu Davud ve Müsned'de geçen hadis ilk delildir ve şöyle buyrulmuştur:

    "Bu geceniz hakkında ne düşünürsünüz? Bugün içinizde yaşıyor olanlarınızdan yüz yılın başında -yüz yıl sonra- artık bugün yeryüzünde sizden yaşayan bir kimse o gün hayatta kalmış olmayacaktır." (Buharî, İlim; Mevakitussalat; Müslim, Fedailussahabe; Ebu Davud, Melahim)

    Müslim Sahih'inde Cabir b. Abdullah'tan rivayetle, ölümünden kısa bir süre önce Rasulullah(sas) buyurmuş ki:

    "Bugün nefes alıp veren hiçbir kimse-bir canlı olmasın ki, yüz yıl sonra yaşıyor veya hayatta kalmış olabilsin." (Müslim, Fedailussahabe)


    İbn Kesir kitabında bu hadisi ve daha önceki yazdığımız hadisi ve bunların rivayetlerini verdikten sonra şunları söylüyor:

    "İbn Cevzî diyor ki; bu sahih hadisler kesin olarak Hızır(as)'ın yaşamadığını, yaşıyor diyenlerin davalarını silip attığını ortaya koymaktadır. İlim sahipleri diyorlar ki; eğer Hızır(as) Hz.Peygamberin(sas) zamanına yetişmemiş ise, şu kesin delillerden de anlaşılacağı gibi, bu takdirde herhangi bir problem yoktur. Ölüp gitmiştir. Yok eğer Hz. Peygamberin(sas) zamanına yetişmiş ise, bu hadise göre de artık yüzyıl geçtikten sonra o dönemde hayatta olan hiçbir kimse, Rasulullah'ın sözünü söylediği tarih itibariyle üzerinden yüzyıl geçtkten sonra, artık o gün yaşıyor olanlardan kimse hayatta kalmış olmayacaktır. Çünkü hadisin gereği budur. Artık bugün onun var olmuş olması değil, yok olmuş olması, ölmüş olması geekir. Çünkü Hızır(as) da bu genel hükmün ve ifadenin içerisinde yer almaktadır.
    Burada esas ölçü şudur; elde sahih ve sağlıklı bir delil ve kanıt olmadıktan, Hızır'a özgü bir durumu bu netlikte ortaya koymadıktan sonra bunu kabul etmek mümkün olamaz. Sözü hüccet olanlardan bir kesin delil olmalıdır ki, bu takdirde söylenene inanmak farz olur. Aksi takdirde söz ve iddialar havada kalır." (İbn Kesir, el-Bidaye; İbn Kayyım, el-Menar)

    (devam edecek inşAllah...)


  6. 5
    HaYaL--- Üye
    HaYaL---
    Üye

    Üye No: 17247
    Mesaj Sayısı: 14
    Tecrübe Puanı: 2

    Çok şaşırdım Bilal kardeş ...
    Bu zamana kadar hiç sorgulamadığımız bi konuydu bu.
    sağ olasın...
    Yüce Rabbim bizlere gerçekleri görebilen göz versin .
    basiretimizi artısın inşaAllah.
    RadiyAllahu Anke...



  7. 6
    BiLaL HaTTaB DeLi MoLLa
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 1,692
    Tecrübe Puanı: 21
    Yaş: 35
    Yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    HaYaL--- Nickli Üyeden Alıntı
    Çok şaşırdım Bilal kardeş ...
    Bu zamana kadar hiç sorgulamadığımız bi konuydu bu.
    sağ olasın...
    Yüce Rabbim bizlere gerçekleri görebilen göz versin .
    basiretimizi artısın inşaAllah.
    RadiyAllahu Anke...
    İki delil daha sunacağız. Onları da okumanızı temenni ediyorum kardeşim... Kopyalama değil de, kitaptan yazdığım için tamamını paylaşamıyorum. Parça parça sunuyorum. Hakkınızı helal ediniz...

    Dualarınıza tüm içtenliğimle "amin" diyorum. Rabbim sizlerden de razı olsun...

    vesselam, veddua...


  8. 7
    BiLaL HaTTaB DeLi MoLLa
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 1,692
    Tecrübe Puanı: 21
    Yaş: 35
    Yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    3) Muhakkik İslam Bilginlerinin İcma'ı: Araştırmacı İslam bilginlerinin Buharî ve Ali b. Musa er-Rıza'ya dayanarak verdikleri bilgilere göre Hızır(as) ölmüştür, hayatta değildir. Çünkü İmam Buharî'ye, Hızır(as)'ın yaşayıp yaşamadığı konusunda soru sorulmuş, o da; böyle birşey nasıl olabilir ki, baksanıza Rasulullah(sas) şöyle buyurmaktadır:

    "Bu geceniz hakkında ne düşünürsünüz? Bugün içinizde yaşıyor olanlarınızdan yüz yıl sonra artık bugün yeryüzünde sizden yaşayan bir kimse o gün hayatta kalmış olmayacaktır."

    Yine Hızır(as)'ın öldüğünü söyleyenlerden biri de İbrahim b. İshak el-Harbî ile Ebu'l Hüseyin b. el-Münadi'dir. Bu ikisi, İslamî ilimlerde iki otoritedirler. Kaldı ki İbn Münadî, "Hızır hayattadır, yaşıyor." diyenlerin bu sözlerini çok çirkince söylenmiş bir söz olarak değerlendiriyor.

    Nitekim Kadı Ebu Ya'la, Ahmed b. Hanbel'in ashabından, ilim arkadaşlarından ve kimi ilim ehlinden hikaye ederek, onun öldüğünü söylediklerini belirtiyor. Hüccet ve kanıt olarak da diyor ki; "Eğer Hızır(as) yaşıyor olsaydı, mutlaka Hz.Peygambere(sas) gelmesi vacip yani farz olurdu."

    Şimdi düşünün birkez, gelip Rasulullah'ın(sas) arkasında herhangi bir Cum'a namazına, bir cemaat namazına veya onunla beraber bir cihada katılmamış olan biri, nasıl hala hayatta olabilir veya yaşıyor olabilir ki?

    Rasulullah(sas) şöyle buyurmuştur:

    "Varlığım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, eğer Musa Peygamber(as) bugün yaşıyor olsaydı, bana tabi olmaktan başka yapacağı birşey yoktu." (Ahmed b. Hanbel, Müsned)



    Ebu'l Farac İbn Cevzî diyor ki:

    "Hızır'ın(as) halen hayatta olduğunu ileri sürüp de bunu kabul edip savunanlar ne kadar da kıt anlayışlı kimselerdir. Onun yaşadığı konusunda gösterdiği çaba ile bu şeriata sırt çevirdiğini unutuyor adam!"

    (devam edecek inşAllah...)


  9. 8
    vpp1 Üye
    vpp1
    Üye

    Üye No: 4211
    Mesaj Sayısı: 8
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 32

    Sevgılı Arkdaslar Elımde Cok ıyı Bı Senet Var En Kısa Zamanda Sızlerle Paylasacam


  10. 9
    BiLaL HaTTaB DeLi MoLLa
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 1,692
    Tecrübe Puanı: 21
    Yaş: 35
    Yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    vpp1 Nickli Üyeden Alıntı
    Sevgılı Arkdaslar Elımde Cok ıyı Bı Senet Var En Kısa Zamanda Sızlerle Paylasacam
    Bekliyoruz inşAllah... Ancak; üstün gelme kaygısıyla değil de, faydalı olmak gayesi ile yapalım yapacağımızı inşAllah... Her türlü düşünceye açığız; delil olduktan sonra...

    vesselam...


  11. 10
    abdulkadir_ Üye
    abdulkadir_
    Üye

    Üye No: 18757
    Mesaj Sayısı: 12
    Tecrübe Puanı: 2

    Birinci Mektup


    وَبِهِ نَسْتَعِينُ بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ (*) وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
    Dört sualin muhtasar cevabıdır.

    BİRİNCİ SUAL: Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise, niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar?

    Elcevap: Hayattadır. Fakat merâtib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten, bazı ulema hayatında şüphe etmişler.

    Birinci tabaka-i hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıtlarla mukayyettir.

    İkinci tabaka-i hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyet değillerdir. Bazan, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevatür derecesinde, ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder. Hattâ makamat-ı velâyette bir makam vardır ki, “makam-ı Hızır” tabir edilir. O makama gelen bir velî, Hızır’dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazan o makam sahibi, yanlış olarak ayn-ı Hızır telâkki olunur.

    Üçüncü tabaka-i hayat: Hazret-i İdris ve İsâ Aleyhimesselâmın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüdle, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letâfet kesb eder. Âdetâ beden-i misalî letâfetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semâvâtta bulunurlar. “Âhirzamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm gelecek, şeriat-ı Muhammediye (a.s.m.) ile amel edecek” meâlindeki hadîsin sırrı şudur ki:Âhirzamanda, felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı ulûhiyete karşı, İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılâp edeceği bir sırada, nasıl ki İsevîlik şahs-ı mânevîsi, vahy-i semâvî kılıcıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı mânevîsini öldürür. Öyle de, Hazret-i İsâ Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı mânevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı mânevîsini temsil eden Deccalı öldürür; yani, inkâr-ı ulûhiyet fikrini öldürecek.

    Dördüncü tabaka-i hayat: Şüheda hayatıdır. Nass-ı Kur’ân’la, şühedanın, ehl i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır. Evet, şüheda, hayat-ı dünyevîlerini tarik-i hakta feda ettikleri için, Cenâb-ı Hak, kemâl-i kereminden, onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı âlem-i berzahta onlara ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar. Yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar, kemâl-i saadetle mütelezziz oluyorlar, ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar. Ehl-i kuburun çendan ruhları bâkidir; fakat kendilerini ölmüş biliyorlar. Berzahta aldıkları lezzet ve saadet, şühedanın lezzetine yetişmez.

    Nasıl ki, iki adam bir rüyada cennet gibi bir güzel saraya girerler. Birisi rüyada olduğunu bilir; aldığı keyif ve lezzet pek noksandır. “Ben uyansam şu lezzet kaçacak” diye düşünür. Diğeri rüyada olduğunu bilmiyor; hakikî lezzet ile hakikî saadete mazhar olur. İşte, âlem-i berzahtaki emvat ve şühedanın hayat-ı berzahiyeden istifadeleri öyle farklıdır. Hadsiz vakıatla ve rivayatla, şühedanın bu tarz-ı hayata mazhariyetleri ve kendilerini sağ bildikleri sabit ve kat’îdir. Hattâ, Seyyidü’ş-Şüheda olan Hazret-i Hamza Radıyallahu Anh, mükerrer vakıatla, kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi ve dünyevî işlerini görmesi ve gördürmesi gibi çok vakıatla, bu tabaka-i hayat tenvir ve ispat edilmiş. Hattâ, ben kendim, Ubeyd isminde bir yeğenim ve talebem vardı. Benim yanımda ve benim yerime şehid olduktan sonra, üç aylık mesafede esarette bulunduğum zaman, mahall-i defnini bilmediğim halde, bence bir rüya-yı sadıkada, tahte’l-arz bir menzil suretindeki kabrine girmişim. Onu şüheda tabaka-i hayatında gördüm. O beni ölmüş biliyormuş; benim için çok ağladığını söyledi. Kendisini hayatta biliyor. Fakat Rus’un istilâsından çekindiği için, yeraltında kendine güzel bir menzil yapmış. İşte bu cüz’î rüya, bazı şerâit ve emâratla, geçen hakikate bana şuhud derecesinde bir kanaat vermiştir.

    Beşinci tabaka-i hayat: Ehl-i kuburun hayat-ı ruhanîleridir. Evet, mevt, tebdil i mekândır, ıtlak-ı ruhtur, vazifeden terhistir; idam ve adem ve fenâ değildir. Hadsiz vakıatla ervâh-ı evliyanın temessülleri ve ehl-i keşfe tezahürleri ve sair ehl-i kuburun yakazaten ve menâmen bizlerle münasebetleri ve vakıa mutabık olarak bizlere ihbaratları gibi çok delâil, o tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder. Zaten bekà-i ruha dair Yirmi Dokuzuncu Söz, bu tabaka-i hayatı delâil-i kat’iye ile ispat etmiştir.

    yukarıdaki cevap risale-i nur müellifi Bediüzzaman Said Nursi hz. ne aittir.Bu mubarek alim 13. asrın müceddidir.ALLAH c.c. müslümanların yardımcısı olsun.AMİN.


  12. 11
    BiLaL HaTTaB DeLi MoLLa
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 1,692
    Tecrübe Puanı: 21
    Yaş: 35
    Yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    abdulkadir_ Nickli Üyeden Alıntı
    yukarıdaki cevap risale-i nur müellifi Bediüzzaman Said Nursi hz. ne aittir.Bu mubarek alim 13. asrın müceddidir.ALLAH c.c. müslümanların yardımcısı olsun.AMİN.
    Üstad'ı rahmetle anıyor; hata ve günahlarının affını diliyorum...

    Alıntısını yaptığım yer dikkatimi çekti. O yüzden alıntıladım zaten. Said Nursî'ye ait olması, doğru olduğunun kanıtı mıdır? Sizlere Kur'an, Sünnet'ten deliller sunuyorum kardeşim; varsa böyle delilleriniz, onları alayım. Üstad, kendi fikrini beyan etmiştir; doğruluğu tartışılır. Tartışılmaz gibi algılayıp, hatada ısrar etmek bir Müslümana yakışmayacak bir davranıştır. İmam Gazalî de bir müceddid idi. Allah hepsinden razı olsun. Ancak; İmam Gazalî'nin eserlerini tenkit eden onlarca alim çıkmıştır. Şimdi, İmam Gaalî'yi övüp yüceltecem diye, diğer onlarcasını mı silip atayım? Hafız Irakî, bir eser telif ederek İhya'da geçen uydurma ve zayıf hadisleri işlemiştir. Irakî gibi bir hadis alimini, bu yüzden dışlamak mı gerekiyor? Yoksa bize daha doğruyu göstermek adına yaptığı bu çalışmaları için dua mı etmek gerekiyor? Herkesin İslam'ı algılayışına bırakalım cevabını...

    Rabbim Kur'an ve Sünnet'ten ayırmasın bizleri... Ve dediğiniz gibi, Müslümanların yardımcısı olsun...

    vesselam, veddua... :gul:




  13. 12
    BiLaL HaTTaB DeLi MoLLa
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 1,692
    Tecrübe Puanı: 21
    Yaş: 35
    Yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    Ve son delil:

    4) Aklen Bu Mümkün Değildir: Bunun akıl yönünden mümkün olmadığını 10 delil ile kanıtlayacağız. Şöyle ki:

    Birincisi: Hızır(as) halen yaşıyor olduğunu ileri sürenler diyorlar ki: "Hızır, Adem Peygamberin asıl ilk soyundan olan çocuğudur." Bu sav, iki bakımdan sakattır. Şöyle ki:

    a) Eğer öyle olmuş olsaydı, Tarihçi Yuhanna'nın kitabında anlatıldığı gibi bugün Hızır'ın 6000 küsür yaşında olması gerekirdi. Böyle birşeyin beşer için kabul edilebilirliği olamaz.

    b) (ki bu İkinci delildir) Eğer Hızır(as), sulben Adem'in(as) çocuğu olsaydı yani bizzat ondan olma, Havva'dan doğma olsaydı veya onun dördüncü göbekten -ileri sürüldüğü gibi- çocuğunun çocuğu yani torunu olsaydı yahut da söyledikleri gibi Zülkarneyn'in veziri olsaydı, bu takdirde onun yaratılışı asla bizim yaratılışımız gibi ufacık tefecik olmazdı. Aksine enine boyuna iri bir cüsseye sahip bulunması gerekirdi. Oysa Buharî ile Müslim'in sahihlerinde, Ebu Hureyre(ra) Rasulullahtan(sas) şu rivayette bulunuyor. Rasulullah(sas) buyurmuş ki:

    "Allah, Adem'i altmış arşın uzunluğunda olarak yarattı. O günden bu yana bu yaratılış boyca hep kısalarak devam edecektir." (Buhari, Ehadisul Enbiya; İstizan; Müslim, Cennet; el-Menar)

    Buna göre Hızır(as), en eski ve hatta ilk yaratılanlardan olduğuna göre, onu gördüğünü söyleyenlerden hiçbiri onu, şu irilikte veya uzunlukta gördüğünü söylememiştir.

    Üçüncüsü: Eğer Hızır(as) Hz. Nuh'tan(as) önce yaşıyor idiyse, bu takdirde mutlaka onun da Hz.Nuh(as) ile beraber gemiye binmesi gerekirdi. Oysa hiçbir kimseden böyle bir rivayet veya nakil gelmiş değildir.

    Dördüncüsü: Alimlerin ittifaklarına göre Nuh(as) gemiden inince, onunla beraber olanlar öldüler. Onlardan sonra gelen nesilleri öldüler. Dolayısıyla Hz.Nuh'un neslinden başka geride kalan olmadı. Bunun da delili şu ayettir:

    "Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık." (Saffat-37/77)

    İşte bu ayet; "Hızır(as) Nuh Peygamber'den önce vardı" diyenleri yalanlamakta, onların söylediklerinin batıl olduğunu göstermektedir.

    Beşincisi: Eğer bu durum, yani Ademoğullarından bir insan, doğduğu günden kıyamet gününe kadar yaşayacak ve o, Nuh Peygamberden önce dünyaya gelmiştir hususu gerçekten sahih yani doğru olabilseydi, doğrusu bu mucizelerin ve insanları hayrette bırakacak olan şeylerin en büyüğü ve en üstünü olurdu. Onunla ilgili haberler ve bilgiler Kur'an'ın birçok yerinde yer alırdı. Çünkü bundan daha büyük bir mucize ve olay olamazdı. Bir de böyle muazzam bir olay, yüce Allah'ın Rububiyyetinin, Rab ve İlah olduğunun en büyük ayetlerinden yani mucizelerinden olurdu. Çünkü yüce Allah, 950 yıl yaşattığı kulu ve Peygamberinden, yani Nuh(as)'tan Kur'an'da söz etmiştir. Düşünün bir kez, 950 yıllık bir ömür yaşayan bir kimseden Kur'an'da söz edilecek ama 6000 küsür yıl yaşamakta olan ve dünyanın sonuna kadar da yaşayacak olan Hızır'dan söz edilmeyecek. Böyle bir bilgi de Kur'an'da yer almayacak.

    Bunun içindir ki, ilim erbabından biri olan İmam İbrahim Harbi:

    "Bu türden söylentileri halk arasında yayanlar sadece şeytanlardır." diyor...

    Altıncısı: "Hızır(as) hala hayattadır, yaşıyor" demek, Allah hakkında bilmediği bir konuda konuşmak demektir. Oysa böyle birşey Kur'an nassıyla haramdır, yasaklanmıştır.
    İkinci mukaddime ise zaten açık ve ortadadır. Çünkü Hızır(as)'ın yaşıyor olması sabit olmuş olsaydı mutlaka bu konuyu ya Kur'an, ya Sünnet veya İcma ortaya koyardı. İşte Yüce Allah'ın Kitabı ortadadır. Onda Hızır'ın yaşamasıyla veya hayatıyla ilgili herhangi bir açıklama, bir delil var mı? İşte Rasulullah'ın(sas) Sünneti... Peki ya onda bu konuyu açıklayan bir belge var mı? İşte ümmetin saygın ilim adamları; acaba onlar Hızır'ın(As) yaşıyor olduğuna dair icma ve ittifak halinde midirler? Hepsi için; "Hayır!"

    (devam edecek inşAllah...)


  14. 13
    hasan_yusuf Üye
    hasan_yusuf
    Üye

    Üye No: 14218
    Mesaj Sayısı: 6
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 28

    benca HIZIR a s haz MUSA döneminde yaşayan ALLAH ın salih bir kuluydu ve o döneme aitti


  15. 14
    BiLaL HaTTaB DeLi MoLLa
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 1,692
    Tecrübe Puanı: 21
    Yaş: 35
    Yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    Yedincisi: Özellikle Hızır(as)'ın hayatta olduğunu ileri sürenlerin tutundukları temel şeyler sadece bugüne kadar anlatılagelen birtakım hikayelerden ibaret şeylerdir. Bu tür hikayeleri de biri çıkıp söylüyor ve faraza diyor ki; "Şu adam var ya, o Hızır'ı görmüş." Peki, Hızır'ı gördüğünü söyleyen kişi, Hızır'ın belirli bir tanınma işareti ya da alameti mi var ki, ben Hızır'ı gördüm diyebiliyor? Bunun ölçüsü nedir?

    Sekizincisi: Hızır(as) Rahman olan Allah ile konuşan İmran oğlu Musa Peygamber'den ayrılıyor ve onunla arkadaşlık etmiyor. Nitekim yüce Allah bu konuda Hızır(as)'ın dilinden şöyle buyuruyor:

    "İşte bu benimle senin aramızın ayrılmasıdır." (Kehf/78)

    Düşün birkez, Musa gibi bir Ulülam Peygamberle beraber oluyor, sonra da buna rağmen kendi adına ondan ayrı kalmaya rıza gösteriyor. Daha sonra da gidip, cahillerle, kendini bilmezlerle, şeriattan uzak bir hayat yaşayanlarla bir arada olabiliyor. Ki bu insanların çoğu Cuma ve cemaat bilmezler, ilim meclisi nedir anlamazlar. İşte Hızır(as), Musa(as) gibi bir Peygamberdeb uzaklaşıyor, özellikleri ağırlıklı olarak cehalet ve isyan olan kimselerle beraber oluyor; bu nasıl iş?

    Dokuzuncusu: Müslümanlar/ümmet, şu konuda ittifak halindedirler: Birilerinin gelip "Ben Hızır'ım" demesi yerine; "Ben işittim ki Rasulullah(sas) şöyle şöyle buyurdu" deseydi, onun sözüne kimse dönüp bakmaz, ona iltifat etmezlerdi, onu dinde hüccet yani delil olarak kabul etmezlerdi. Ancak o Rasulullah'a gelmedi ve ona biatte bulunmadı diye karşılık verilirse, ya da; "Rasulullah(sas) ona peygamber olarak gönderilmiş değildir" demiş olsa, işte bunda insanı küfre götüren herşey vardır.

    Onuncusu: Eğer Hızır(as) hayatta olmuş olsaydı onun kafirlerle cihad etmesi, Allah yolunda nöbet tutması, orada o safta bir an olsun beklemesi, Cuma ve cemaate katılması, ilim öğrenmesi; doğrusu çöllerde, kırlarda ve bayırlarda cahil ve vahşi kesim arasında gezip dolaşmasından daha değerli olurdu.
    Doğrusu onun hakkında bundan daha ağır bir ifade ve kusur olabilir mi? (İbnu'l Kayyım el-Cevziyye - el-Menar el-Münif)


    Bir gurup da (ki ehl-i kitaptan olanlar da böyle diyorlar); "Hızır, hayat suyundan içtiği için, o ölümsüzdür, halen yaşıyor ve her yıl gidip Beytullah'ı ziyaretle hac görevini yapar." demekteler. Ancak bilinmelidir ki, bu görüşün de hiçbir tutarlı yanı yoktur...

    el-hamdü lillahi Rabbi'l-alemîn... vesselam...





+ Yorum Gönder
Git 12 Son