Tağut'u Red Nasıl Olur Türkiyedeki Tağutlar nelerdir nasıl reddetmeliyiz 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
  1. 1
    Turkiyem1 Üye
    Turkiyem1
    Üye

    Üye No: 112096
    Mesaj Sayısı: 19
    Tecrübe Puanı: 1

    Tağut'u Red Nasıl Olur Türkiyedeki Tağutlar nelerdir nasıl reddetmeliyiz


    Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayırd edilmiştir. Artık her kim tâğutu inkar edip, Allah'a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir. Bu Ayete göre Tağut nasıl reddedilir bahsedilen nedir T.C Deki tağutlar nedir? Hem İslam Ülkesi diyorsunuz Hemde Devlet Tağut diyorsunuz O Zaman Burada Bi Karışıklılık olmazmı arkadaşlar?

    İlgili Yazılar

  2. 2
    mumsema Admin
    mumsema
    Admin

    Üye No: 129
    Mesaj Sayısı: 6,236
    Tecrübe Puanı: 94
    Yer: Türkiye

    Yorum: Tağut'u Red Nasıl Olur Türkiyedeki Tağutlar nelerdir nasıl reddetmeliyiz


    (Ayetin ne anlama geldiği, tağutun ne olduğunu öğrenelim daha sonra kıyas yapalım)

    Dinde Zorlama Yoktur, İmana İleten Allah'tır


    256-257- Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah işitir ve bilir.
    Allah iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan nura çıkarır. İnkâr edenlerin velileri ise tâğûttur. Onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar ateşliklerdir. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar.


    Kimseyi İslâm'a girmek üzere zorlamayın. Çünkü İslâm'ın doğruluğuna dair deliller ortada olduktan sonra zorlamaya gerek kalmamaktadır. Ve Çünkü iman ikna olmak, delil ve belge ortaya koymak esasları üzerinde kurulur. İman için zorlamanın, baskının ve mecbur etmenin bir faydası yoktur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Böyle iken sen iman etsinler diye insanları zorlayacak mısın?" (Yunus, 10/99).
    Hak yol, batıldan apaçık bir şekilde ayrılmıştır. Doğruluk ve kurtuluş yolu bilinmekte, sapıklık ve yanlışlık ortaya çıkmış bulunmaktadır. İslâm'ın doğru yol, başkasının ise sapıklık yolu olduğu da açık seçik ortaya çıkmıştır. O bakımdan dileyen İslâm'a iman etsin, dileyen de inkâr edip kâfir olsun.
    Bu ayet-i kerime İslâm'ın kılıçla yayıldığı iddiasının yanlışlığına en açık bir delildir. Müslümanlar hicretten önce kâfirlere karşı koymaya veya onları zorlamaya güç yetiremediler. Medine'de güçlendikten sonra ve geçmiş bütün asırlar boyunca, Hristiyanlar gibi sair dinlere mensup olanların yaptığı şekilde kimseyi İslâm'a girmeye zorlamamışlardır. Bu ayet-i kerime Müslümanların güçlü, kuvvetli oldukları bir dönem olan hicretin dördüncü yılının başlarında nazil olmuştur.
    Müslümanlar ancak saldırganlıkları bertaraf etmek, dine bağlanma hürriyetini yerleştirmek, zalim egemen otoritelerin Müslümanların Allah'a davet haklarını kullanmalarını önleyen baskılarını ortadan kaldırmak, yeryüzüne İslâm'ın yayılmasını engelleyen güç odaklarına mani olmak için savaşa veya cihada baş vurmuşlardır. Bunun delili ise düşmanı cizye ödemek için antlaşma ve barış yapmayı kabul etmekle, savaşın sonuçlarına katlanmak arasında serbest bırakmış olmalarıdır. Allah'ın İslam'a iletip kalbine genişlik vererek basiretini aydınlattığı kimse, apaçık delile dayanarak İslâm'a girmiştir. Buna karşılık düşünme ve sağlıklı bilgi edinme araçlarını kullanmadığından dolayı Allah'ın kalbini köreltip kulağına ve gözüne mühür vurduğu kimselere gelince, bunların baskı ve zorlama altında dine girmekten yararlanmaları söz konusu değildir.
    Bu bakımdan her kim Allah'a koşulan ortakları, putları, şeytanın kendisine davet ettiği Allah'tan başkasına ibadeti bir kenara iter, insanlardan, cinlerden, şeytanlardan, yıldızlardan, put ve heykellerden herhangi bir yaratığa ibadeti red ve inkâr edip yalnızca Allah'a ibadet ederse, hakka sımsıkı sarılmış, hidayet üzere sebat göstermiş, dosdoğru yol üzerinde müstakim bir şekilde yürümüş olur. Böyle bir kimse tapmayacağından emin olduğu son derece sağlam bir ipe, bir kulpa yapışmış kimseye benzer. Yani Yüce Allah dine sımsıkı yapışan kimseyi asla kopmayan, bu bakımdan da güçlü ve muhkem bir ipe yapışmış kimseye benzetmektedir. (Ayet-i kerimede geçen) el-Urvetul-vuskâ aynı anlamı karşılayan değişik ifadelerle açıklanmıştır ki, bunlar iman, İslâm veya lâilâhe illallah'tır.
    Allah insanların sözlerini, fiillerini, tasavvur ve düşüncelerini bütün incelikleriyle görüp gözetmektedir. O tağutu inkâr edip Allah'a iman etmek iddiasında bulunanın sözlerini çok iyi işittiği gibi, onun kalbinde sakladığı tasdik veya yalanlamayı da çok iyi bilir. Çünkü iman dil ile söylenen ve kalpte kendisine inanılan şeydir. Allah ise zahir ve batın olan her şeyi işiten ve bilendir. Eşyanın, sözlerin, inançların ve fiillerin hakikatini bilir. Kurtubî der ki: Tağutu inkâr ve Allah'a iman, dil ile söylenen ve kalpten inanılan şeyler olduklarından dolayı dil ile söylemek bakımından "her şeyi işiten (Semî’ sıfatının, inanç bakımından da "her şeyi çok iyi bilen (Alîm)" sıfatının zikredilmesi son derece güzel gelmiştir.
    Gözetmek, inayet ve en doğru yola iletmek suretiyle müminlerin işlerini üstlenen Yüce Allah'tır. Duyularının, aklın ve dinin hidayetiyle şüphe ve tereddüdün karanlıklarından; bilgisizliğin, sapıklığın, küfür ve sapmanın karanlıklarından ilmin, marifetin, sahih imanın nuruna müminleri çıkartan O'dur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Muhakkak takva sahibi olanlara şeytandan bir vesvese dokunduğu zaman şüphesiz iyice düşünürler. Bakarsın ki onlar görüp bilmişlerdir." (A'raf, 7/201). Mücahid ve Abde b. Ebi Lübâbe der ki: Bu ayet-i kerime Hz. İsa'ya iman etmiş bir topluluk hakkında nazil olmuştur. Muhammed (s.a.) gelince onu inkâr ettiler. İşte onların nurdan karanlıklara çıkartılmaları bu demektir.
    Allah'ı ve Rasulünü inkâr eden kâfirlere gelince: Bunlar üzerinde egemen güç ancak onları batıla götüren asılsız mabudlandır. Onlar haklan ve imanın nurunu göremediklerinden mabudlan olan şeytan ve telkin ettiği vesveseler bu nuru söndürmeye çalışır, kâfirleri şüphe ve tereddüdün karanlıklarında, küfür ve isyanın yahut münafıklığın karanlıklarında bırakmaya gayret ederler.
    İşte bu gibilerini bekleyen hak ceza, cehennemde ebediyyen kalmak ve oradan asla ayrılmamaktır. Buna sebep ise hidayetten uzak durmaları, sapıklıkta kalmaya devam etmeleri, hakkın nuru ile kalplerinin aydınlanmayışıdır.
    Hak bir ve tek olduğundan dolayı Allah "nur" lafzını tekil kullanmış, karanlıklar (zulumât) ise çoğul gelmiştir. Çünkü küfrün bir çok çeşitleri vardır ve hepsi batıldır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Şüphesiz ki bu benim dosdoğru yolumdur. O halde ona uyun. Başka yollara uymayın; sonra onlar sizi O'nun yolundan ayırır. İşte bunlar Allah'ın size tavsiye ettikleridir; takva sahibi olasınız diye." (En'am, 6/153); "Karanlıkları ve aydınlığı var eden..." (En'am, 6/1). Bu ve buna benzer hakkın bir ve tek olduğunu, batılın ise yaygın ve pek çok kollara ayrıldığını lafizlanyla hissettiren daha başka ayet-i kerimelerde de görüyoruz



  3. 3
    Kayıtsız Üye Misafir
    Misafir

    Yorum: Tağut'u Red Nasıl Olur Türkiyedeki Tağutlar nelerdir nasıl reddetmeliyiz


    Allah doğruyu söyleyenden razı olsun insanı beşere dayatılan onca tağut varki günümüzde anlatmakla bitmez


  4. Reklam

+ Yorum Gönder