Ördeğin Umrunda mı, Sel Bassa Dünyayı... 5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
  1. 1
    BiLaL HaTTaB DeLi MoLLa
    BiLaL HaTTaB
    DeLi MoLLa

    Üye No: 12484
    Mesaj Sayısı: 1,692
    Tecrübe Puanı: 21
    Yaş: 35
    Yer: Ne KaRa aN? YıLLaR KaRa...

    Ördeğin Umrunda mı, Sel Bassa Dünyayı...


    “Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan işaretler verdik.” (44/33)

    Umursamazlar için kullanılan bir söz vardır, bilirsiniz: “Dünyayı sel basmış… Ördeğin de çok umurunda” diye…

    Ördek olmadığımıza ya da “ördekleşenlerden” olmamak için çaba sarfettiğimize göre, bu mübarek ayda başımıza gelen felaketlere, bir ördek misali umarsız kalmamız düşünülemez.

    Trakya ve Marmaradaki sel felaketi ile ilgili haberi izlemiş ya da okumuşsunuzdur. Kıyı şeridinin deniz ile birleşip denizin adeta araba mezarlığına döndüğü, koca otoyolun bir nehre dönüşüp insanların arabaların üzerinde can pazarı yaşadığı, birkaç TIR’ın üst üste kapaklandığı o dehşet manzaraları…

    “Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır.” (37/106)

    Ramazan’ın yarısından çoğunu ardımızda bıraktık. Nice üzüntüler, nice iç yangınları ve nice buğzlarla… Yüzde 99’unun Müslüman(!) olduğu iddia edilen bir ülkede, neredeyse yüzde 99’unun oruç tutmadığı bir Ramazan yaşadık yine. Sokağa çıkmaktan iğreti duyduğumuz ve çoğu zaman sadece “Müslümanlığın en zayıf” şıkkını seçerek, ancak buğzedebildiğimiz bir Ramazan geçirdik.

    “….onlara de ki: “Bu belâyı kendi başınıza siz getirdiniz.” Şüphesiz Allah her şeye kâdirdir.” (3/165)


    Sokak ortalarında, gerile gerile sigara ile gezmeyi meziyet sanan nice gençler, hiçbir faaliyetten geri kalmadıkları halde ufak rahatsızlıkları bahane edip oruç tutmayan orta yaşlılar… “Bir rahatsızlığın mı var ki oruç tutmuyorsun?” sorusuna, elindeki sigarayı göstererek cevap verebilecek kadar cüretkar insanlar… Ve daha neler neler…

    “Size isabet eden her musibet, (ancak) ellerinizin kazandığı dolayısıyladır...” (42/30)



    Ve bu felaket haberinin ardından bir diğer “olağanüstü” diyebileceğimiz haber: Antalya’da hortum…

    “Yoksa gökte olanın üzerinize taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin misiniz? İşte (bu) tehdidimin ne demek olduğunu yakında bileceksiniz!” (67/17)

    “Ad kavmi ise, uğultulu, kasıp kavuran bir fırtına ile mahvedildiler.” (69/6)


    Biz ibret alalım derken, hala daha işin “şempanzelik” boyutunda olan ve bu haberi; “Tanrılar çıldırmış olmalı” başlığıyla sunabilen haber spikerleri…

    “Orada herkes geçmişte yaptıklarını karşısında bulur. Artık onlar gerçek sahipleri olan Allah'a döndürülmüşlerdir. Uydurmakta oldukları şeyler (bâtıl tanrıları) da onları terkedip kaybolmuştur.” (10/30)



    Ve bugün… (10 Eylül)

    Konya’da 4.4 büyüklüğünde bir deprem haberi…

    “Allah'ın izni olmaksızın hiçbir musibet (hiç kimseye) isabet etmez. Kim Allah'a iman ederse, onun kalbini hidayete yöneltir. Allah, herşeyi bilendir.” (64/11)

    Aylardan Ramazan… Huzur ve mutluluk ayı, hayr ve bereket ayı. Bu felaketlere “İlahî bir uyarı” desem, benden öncekiler gibi ben de cezaya layık görülür müyüm bilmiyorum ama, ne olursa olsun, insan “OKU”malı/okuyabilmeli yeryüzündeki her türlü ayeti. Felaketler de kuşkusuz, Rabbimizin (kevnî)ayetleri/delilleridir. Ve her şeyi “OKU”mamız istendiği gibi, felaketleri de “OKU”mamız ve ibretler almamız istenmektedir aslında.

    “Kesin olarak inananlar için yeryüzünde âyetler vardır.
    Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?” (51/20-21)

    “De ki: “Göklerde ve yerde neler var, bakın (da ibret alın!)” Fakat inanmayan bir topluma deliller ve uyarılar fayda sağlamaz.” (10/101)


    Olur da, Kur’an’ı rafımızdan indirip, üzerindeki tozları üfleyip, içerisine bir göz gezdirmeyi düşünürsek bir gün, orada geçmiş kavimlerin başına gelen felaketlerin anlatıldığına da şahit olacağız.

    “Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh, Ad, Semud kavminin, İbrahim kavminin, Medyen ahalisinin ve yerle bir olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara resulleri apaçık deliller getirmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmediyor değildi, ama onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.” (9/70)

    “Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı? Böylece kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler. Onlar, güç bakımından kendilerinden daha üstün idiler, toprağı alt-üst etmişler (ekmişler, madenler, sular arayıp çıkarmışlar) ve onu, kendilerinin imar ettiğinden daha çok imar etmişlerdi. Elçileri de, onlara açık delillerle gelmişti. Demek ki Allah onlara zulmetmiyordu, ancak onlar kendi nefislerine zulmediyorlardı.” (30/9)


    Acaba Kur’an sadece 600’lü yıllara mı inmişti ki, bizler ondan habersizce yaşayıp, onu raflarda tozlanmaya layık gördük? Kur’an bir hikaye kitabı mıydı ki, o felaketleri ve helak olan kavimleri anlatmıştı bizlere? “Yok mu ibret alan???” sorusunun muhatabları kimlerdi?

    “(Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da “iyice düşünsünler” diye.” (16/44)


    Evet… Aylardan Ramazan. Huzur ve mutluluk; hayr ve bereket ayı. Ve bu huzurun, mutluluğun, hayr ve bereketin sebebi olarak da; Kur’an ayı.

    “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun….” (2/185)

    Kur’an ayında, Kur’ansızlığımızın uyarıları mı dersiniz bu felaketlere; yoksa “Namaz kılıp, oruç tutmakla” Kur’an’lı olduğunuzu ispat etmeye mi çalışırsınız içerisinde bocaladığınız “bid’at” bataklığına rağmen… Ya da “tabiat ana” masallarıyla nefsinizi ilahlaştırmaya mı devam edersiniz bilemeyiz; ama “Kuru”nun yanında, “yaş”ın da yanacağı gerçeğini unutmamalıyız her şeye rağmen.

    “Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: “Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz.” (2/156)

    Ve’s-Selam…



    Bilal Oduncu
    islamigundem.com

    İlgili Yazılar

+ Yorum Gönder